Azerbaycan Cumhuriyeti Çalışma ve Nüfusun Sosyal Güvenliği Bakanlığı tarafından başlatılan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) bünyesinde bir “Çalışma Merkezi” kurulması çalışmalara, TİKA tarafından danışmanlık desteği verildi.
2013 yılında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından İslam İşbirliği Teşkilatı’nın çalışma, işgücü, sosyal güvenlik ve insan sermayesinin geliştirilmesi yönünde üye ülkelerin çabalarının birleştirilmesi amacıyla kuruluş önerisi verilen İİT Çalışma Merkezi kurulması çalışmaları çerçevesinde, TİKA tarafından Azerbaycan Cumhuriyeti Çalışma ve Nüfusun Sosyal Güvenliği Bakanlığı heyetinin Türkiye’de tecrübe aktarımı programı hayata geçirildi.
Çalışma ziyareti kapsamında, Azerbaycan Cumhuriyeti Çalışma ve Nüfusun Sosyal Güvenliği Bakanlığı uzmanları, İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi’nin (SESRİC) mevzuat altyapısı, mali yükümlülükler, İİT Genel Sekreterliği ile ilişkiler, personel politikası ve birçok çalışmaları ile yakından tanışma fırsatı buldu. Tecrübe aktarımı ziyareti çerçevesinde Bakanlık heyeti, İİT Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi’ni (İSEDAK) ziyaret etti.
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de kurulacak olan ve uluslararası bir kuruluş hüviyetine sahip olacak Merkez’de üye ülkelerin faaliyetleri koordine edilecek; çalışma ortamının iyileştirilmesi, mesleki eğitim programlarının düzenlenmesi ve işgücü olanaklarının geliştirilmesi ve dezavantajlı gruplar başta olmak üzere toplumda istihdamın artırılmasına yönelik faaliyetler yürütülecek.
Azerbaycan Cumhuriyeti Çalışma ve Nüfusun Sosyal Güvenliği Bakanlığı, İİT Çalışma Merkezi kurulum faaliyetleri çerçevesinde Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası kuruluşların çalışmalarının yerinde gözlemleme fırsatı sağladığı için TİKA’ya teşekkürlerini bildirdiler.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), şiddetli kuraklık ve El Nino kasırgasının yol açtığı gıda kriziyle mücadele eden Uganda'ya 32 ton gıda yardımı yapacak.
TİKA, çoğunluğunu Güney Sudan’dan gelenlerin oluşturduğu 1 milyondan fazla mültecinin yaşadığı ülkenin kuzeydeki Kitgum ve Arua şehirlerinde yaşayan bin 325 aileye yerel un (posho), pirinç, fasulye, tuz, sıvı yağ ve şekerden oluşan toplam 32 ton gıdayı dağıtacak. Bu kapsamda, ailelere dağıtılacak yardımlar bölgeye ulaştırıldı.
Türkiye'nin Kampala Büyükelçiliğinde düzenlenen gıda dağıtım törenine, Büyükelçi Ayşe Sedef Yavuzalp, Uganda Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Henry Oryem Okello, TİKA yetkilileri ile diğer ilgililer katıldı.
Törende konuşan Büyükelçi Yavuzalp, TİKA’nın 2008’den bu yana ülkede eğitim, tarım, sağlık ve birçok alanda faaliyet gösterdiğini belirtti. Yavuzalp, TİKA'nın gıda yardımından yaklaşık 7 bin kişinin faydalanacağının tahmin edildiğini dile getirdi.
Güney Sudan'daki kıtlık bölge ülkelerini de etkiliyor
Yavuzalp, törenin ardından konuyla ilgili yaptığı açıklamada, bölgedeki son bilgilere göre iklim değişikliği, El Nino hava hareketlerinden kaynaklı yağış gecikmesi veya azalması ve kuraklık nedeniyle hasat alınamadığını, tarım ürünlerinin zarar gördüğünü, erozyonlar yaşandığını, hastalık ve tarım zararlılarının ürün kaybına sebep olduğunu anlattı.
"Uganda’da yaklaşık 10,9 milyon insan gıda yetersizliği yaşarken, 1,6 milyon kişi de gıda krizi içinde." diyen Yavuzalp, su kaynaklarının ve otlakların azalması sebebiyle sığır yetiştiriciliği yapılan başta kuzeydoğudaki Karamoja, kuzeydeki Teso, Kitgum, Acholi, Batı Nil Bölgesi, güneybatı, merkez ve batı bölgeleri ile Elgon bölgesi olmak üzere birçok bölgenin bu durumdan olumsuz etkilendiğini dile getirdi.
TİKA'nın ofisi Türkiye'nin görünürlüğünü artıracak
TİKA, Uganda'da 2008'den bu yana mesleki eğitim, sağlık, gıda yardımı, radyoculuk, tarım ve terzilik gibi çeşitli alanlarda kalkınma yardımları yapıyor.
Bu yardımlar, Türkiye'nin son yıllarda Afrika’da daha görünür ve etkin olma amacına olumlu katkı sağlıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl ülkeye yaptığı ve bu düzeyde bir ilk olan tarihi ziyarette, TİKA Program Koordinasyon Ofisinin açılması konusunda mutabakata varıldı. Ofis açıldığı takdirde TİKA projelerinin ve dolayısıyla Türkiye'nin Uganda’daki görünürlüğü daha da artacak.
TİKA'nın, ihtiyaç sahiplerine nakit para akışından ziyade proje bazlı kalkınma ve insani yardımlarının bu tür yardımların akışının kontrolünde sorunların yaşandığı Afrika ülkeleri için en uygun model. Bu model, yardımın ihtiyaç sahiplerine doğrudan ve eksiksiz ulaşmasına ve Türkiye'nin kalkınma yardımlarına ayırdığı mali kaynakların amacına uygun şekilde kullanılmasına olanak sağlıyor.
AA
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Akdeniz Su Ürünleri Araştırma Üretme ve Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü işbirliğinde Nijerli uzmanlara tatlı su balıkçılığı konusunda eğitim verildi.
TİKA, faaliyet gösterdiği coğrafyalarda gerçekleştirdiği projelerle faaliyetlerine devam ediyor. Bu kapsamda Nijer’e yönelik farklı sektörlerde önemli projelere imza atan TİKA, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Akdeniz Su Ürünleri Araştırma Üretme ve Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü işbirliğinde Nijerli uzmanlara tatlı su balıkçılığı konusunda eğitim verildi.
Denize kıyısı olmayan ve balıkçılık faaliyetlerinin yalnızca iç su balıkçılığı alanında yürütülebildiği Nijer’de bu sektörden daha fazla verim alınabilmesine ve böylece gıda yetersizliğinin giderilmesi ile iş olanaklarının genişletilmesine katkıda bulunmak amacıyla Nijerli uzmanlara tatlı su balıkçılığı konusunda eğitim programı düzenlendi.
Nijer Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Bakanlığı uzmanları ile ülkenin balıkçılık kooperatifleri mensuplarından oluşan yedi kişilik heyete Akdeniz Su Ürünleri Araştırma Üretme ve Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü idareci ve uzmanları tarafından havuz ve kuluçkahane yapılması ve yönetilmesi, balık besleme, balık hastalıkları, su kalitesi, sazan yetiştiriciliği, kafes balıkçılığı, çiftlik yöneticiliği ve canlı balık nakliyatı ve canlı yem üretimi konularında eğitim verildi.
Akdeniz Su Ürünleri Araştırma Üretme ve Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü Kepez Tesislerinde gerçekleştirilen program ile Nijerli uzmanlar ülkemiz uzmanlarının bilgi ve tecrübelerinden faydalanma ve tesisteki havuzları inceleyerek tatlı su balıkçılığı üretim sürecinin çeşitli aşamalarında uygulanan tekniklere ilişkin gözlem yapma imkânını buldular.
Programın son günü heyet Konya’ya hareket ederek Tlapia cinsi balıkların üretildiği TORKU Çumra Şeker tesislerini ziyaret ederek Afrika’da çok yaygın olarak tüketilen bu balık türünün ülkemizde hangi tekniklerle üretildiği hakkında yetkililerden bilgi aldılar.
15. asırdan bu yana emperyal sömürgeciliğin pençelerini üzerinden çekmediği Afrika, acılarla yoğrulmuş bir tarihe sahip. Pek çok tarih kitabında “Avrupa’nın dünyayı anlamak adına giriştiği çaba” şeklinde naif tanımlar yapılsa da, coğrafi keşifler Afrika için büyük acıların başlangıcına işaret eder.
Batı’nın Afrika’yı işgali, Atlas okyanusuna uzanan Sagres adlı küçük bir burunda, Portekiz Kralı I. John’un oğlu ‘Denizci’ lakaplı Henry’nin kurduğu denizcilik okuluyla Portekiz’de başlar. Vasco de Gama, Kristof Kolomb, Magellan gibi kâşiflerin sıralarından geçtiği bu okul, aynı zamanda siyasi iktidarın desteğiyle zenginlik ve şöhret arayışında olan insanlar çıkarmış ve Afrika için sömürgeciliğin ilk kurumsal yapısını oluşturmuştur. 1487’de Portekizli gemici Bartolomeu Dias’ın Ümit Burnu “keşfi” ve 1498’de Vasco de Gama’nın Ümit Burnu’nu geçerek Hindistan’a varması ise Afrika kıtasının zenginliğini Batı’ya taşımada dönüm noktası olmuştur.
Gördüğü zenginlik karşısında Afrika’nın halklarını ve devletlerini yok sayan Batı, hızlı bir şekilde köleleştirme ve kolonileştirme faaliyetlerine başlamıştır. Kendisi için bilinmeyenin keşfi, hâkim olma arzusuna ve dilediği gibi tasarruf etme hırsına dönüşmüştür. Zengin kültürü ve medeniyetiyle büyülü bir dünya denilebilecek Afrika, gelişmiş ülkeler için katıksız ve büyüden yoksun bir ticari araç haline gelmiştir. Sömürgecilikle ülkelerine çok şey götürenler, geride çok az şey bırakmış, önce köle, sonra hammadde kaynağı ve en sonunda pazar olarak iştah kabartan kıta ise 19. yüzyılla birlikte büyük bir rekabet alanına dönüşmüştür. Bu süreçte sadece iki Afrika devleti (Etiyopya ve Liberya) bağımsız kalabilirken, masa başında cetvel ile sınırlar çizilmiş, milyonlarca Afrikalı zulümle yaşamını kaybetmiştir. “Her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir” diyen Fransız yazar Balzac’ın işaret ettiği gibi, sömürgeciliğe geç girenlerin hırsı, önde gidenlerin kaybetme korkusuyla birleşince ortaya daha büyük bir yıkım çıkmıştır.
– Afrika ülkelerinin imajını zedeleyen bakış açısının değişmesi lazım
Afrika ülkelerinin çoğu, II. Dünya Savaşı’ndan sonra "siyasi bağımsızlığa" kavuşsa da, kıtanın içinde olduğu durum ve imaj hiç değişmedi. “Batı’nın medeniyet götürmesi gereken” Afrika, iç savaş, terör, siyasi istikrarsızlıkla, zavallı ve her türlü krize gömülmüş bir tablo şeklinde tasvir edilmektedir. Maalesef, gelişmiş ülkelerin ve uluslararası yardım kuruluşlarının yardım anlayışı da bu kısır döngü içerisindedir. Basmakalıp söylemler ve duygusal istismar boyutuna varan fotoğraf kareleriyle bütün kıtada açlığın, sefaletin, hastalıkların ve insani dramın öne çıkarıldığı yardım çağrıları, geçmişte olduğu şekliyle aynen tekrarlanmaktadır.
Bilindiği üzere, dünya nüfusunun yüzde 15'ine ev sahipliği yapan Afrika, 1 milyarı aşan nüfusu ile hiçbir kıtanın sahip olmadığı doğal ve beşeri kaynaklara sahiptir. Petrol, doğal gaz yatakları, altın ve elmas madenleri, ormanları, su kaynakları, deniz ürünleri, zengin endemik bitki türleri, yılda 3-4 kere ürün alınabilen iklim çeşitliliği ve turizm potansiyeliyle kıtadan adeta zenginlik fışkırmaktadır. Vaziyet böyle iken gelişmiş ülkeler, kurumları, medyası ve uluslararası yardım kuruluşlarıyla yoksulluk ve sefalet bataklığına saplanmış bir Afrika imajı çizmekte ısrar etmektedir. Özellikle Boko Haram, Eş Şebab, El Kaide gibi terör örgütlerinin haberlerinin, saldırıların ve ölümlerin sürekli öne çıkartıldığı, geri kalmışlığın yanı sıra güvenlik sorunlarının da Afrika ülkelerinin imajına eklendiği küresel bir algı yönetimi görülmektedir.
Hâlbuki insani krizler bugün sadece Afrika’da yaşanmamaktadır. Birçok gelişmekte olan ülkede fakirliğe bağlı ölümler yaşanmakta, hatta gelişmiş ülkelerde dahi evsiz ve işsiz yüz binlerce insan yaşam mücadelesi vermektedir. Yemen’den, Libya’dan, Suriye’den, Irak’tan kaçan milyonlarca sivilin Akdeniz’deki botları gelişmiş ülkelerin sahil güvenliklerince batırılmakta, sınır kapılarında, kamplarda milyonlarca mülteci açlık ve sefalet içinde yaşamaktadır. Aslında Afrika için çizilen imajın bir benzeri, bugün gelişmiş ülkelerin yanı başında cereyan etmektedir. Ancak yaşanan bu dramlara karşı küresel kamuoyunun sessiz tavrı, mazluma bakıştaki samimiyetin sorgulanmasına neden olmaktadır.
– Fakirlik edebiyatı ile daha da zenginleşmek isteyenler
Afrika’ya dair oluşturulan olumsuz imajın yıllardır sürdürülmesi, yardımlar konusunda da kısır bir döngü ortaya çıkarmıştır. “Fakirliğe mahkûm olmuş ve sorunlarını çözemeyen” bir Afrika, uluslararası yardım kuruluşları için geniş bir faaliyet alanı anlamına gelmektedir. Toplanan fonlar nedeniyle bu kuruluşlar etrafında birçok firma kümelenmekte ve yeni tedarik kanalları açılmaktadır. İlaç, gıda, tekstil, ulaşım gibi belli sektörler, sadece bu yollardan dahi zenginleşebilmektedir. Ayrıca birçok yardım kuruluşu, insan kaynağına bağlı masraflar nedeniyle, toplanan fonların önemli bir kısmını yönetim giderlerine ayırmaktadır. Böylece, ülkelerde kalıcı bir kalkınma süreci başlatmak yerine, yoksulluktan beslenen bir uluslararası yardım sektörü oluşmaktadır. Bu sektörün en acı tarafı ise duyguların ve insani dramların sömürüsü üzerinden rant elde ederek varlığını devam ettirmesidir. Maalesef farkında olmadan, iyi niyetli pek çok yardım kuruluşu da bu sürece dâhil olmaktadır.
Zaman zaman belli bölgelerde insani krizler yaşanması doğal bir durumdur. Fakat krizlerin, tonlarca acil yardım malzemesinin getirilip bu bölgelere yığılmasıyla çözülemeyeceği artık anlaşılmaktadır. Zira çoğu zaman yardımlar, ülkelerin lojistik altyapılarının eksikliği nedeniyle ihtiyaç sahiplerine ulaşmamakta ve çürüyüp gitmektedir. Yardımlar ulaşsa bile geçici bir iyileşme sağlanmakta ve yeni krizlerde tekrar başa dönülmektedir. Los Angeles Times’da geçtiğimiz günlerde yayınlanan "Dış yardım: Para israfı veya dünya istikrarına katkı?" başlıklı makaleye göre, dünyanın en büyük bağışçı ülkesinin 2016 yılında sıtma ile mücadele programı için Afrika'ya gönderdiği 15 milyon dolarlık ilaç ve fon desteğinde, ilaçların çalınarak karaborsada satıldığı ve yerel kişilerce para aklama yoluyla fonların da başka yerlere aktarıldığı skandalı ortaya çıkmıştır. Benzer olaylar, acil insani yardım ve fon transferlerinde artık sıkça yaşanmaktadır. Dolayısıyla, toplanan milyarlarca dolar, verimsiz ve kalıcı çözüm üretmeyen işlerde heba edilmektedir. OECD’nin 2016 öncül verilerine göre, dünyada resmi kalkınma yardımları miktarı 143 milyar dolara ulaşmıştır. 1950’lerden bu yana her yıl milyarlarca dolar yardım yapılmasına rağmen, hâlâ az gelişmiş ülkelerde kalkınma adına netice alınamamış olması, meselenin finansal kaynakla ilgili olmadığını açıkça göstermektedir. Peki, yapılması gereken nedir?
– Sil baştan başlamak gerekir bazen
2000’li yılların başından itibaren, fakirlik ve az gelişmişlikle mücadele konusunda BM tarafından ortaya iddialı hedefler konulmuştur. ‘Bin Yıl Kalkınma Hedefleri’nin yerini 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin alması, küresel ölçekte ortak bir irade oluşmasına katkı sağlasa da, söylemler hâlâ arzu edilir ölçekte eyleme dönüşmemektedir. Dolayısıyla derin bir zihniyet dönüşümüne ihtiyaç vardır. Zira rahata düşkünlük ve ülkelerin çıkara dayalı bencil hesapları, giderek en büyük sorun haline gelmekte ve paylaşmayı bilmeyen bir dünya inşa etmektedir. Bu noktada en temel gaye, samimi bir şekilde insan onurunu merkeze alarak hareket etmek olmalıdır. Başta Afrika ülkeleri olmak üzere, insan haysiyetine yaraşır şekilde, hiçbir ülkenin kalkınması ve zenginleşmesi diğer ülkelerce bir tehdit veya rekabet nedeni olarak algılanmamalıdır.
Kalkınma yardımları konusunda ise artık daha gerçekçi ve kalıcı yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Çoğu zaman yardım adı altında yürütülen faaliyetler, ülkelerin kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak imkânları yok etmektedir. Örneğin belli fon transferleriyle bir takım ekonomik ve ticari imtiyazlar elde edilerek ülkelerin gelişme potansiyeli olan sektörleri bitiriliyor, kaynaklarına el konuluyor ve birkaç bin kişiyi faydalandıracak adil olmayan bir gelir sistemi kuruluyor ise burada kalkınmadan değil bağımlı-sömürgeci bir ilişkiden bahsedilebilir. Son dönemde dış yardım alanına giren yeni aktörlerin de benzer bir anlayışla az gelişmiş ülkelerin kaynaklarını tamamen kendilerne seferber etmeye çalışması, oraları bir pazar ve hammadde rekabet alanı olarak görmesi de aynı şekilde kabul edilemez.
Asıl olan, ülkelerin refahına ve istikrarına kalıcı hiçbir katma değer sağlamayan, günü kurtaran yardımların terk edilmesi ve her ülkenin kendi kaynaklarını kullanabileceği altyapıların kurulmasına ve yapısal dönüşüme olanak sağlayan yeni bir kalkınma işbirliği modelinin geliştirilmesidir. Bu anlamda, bugün başta BM olmak üzere birçok uluslararası kuruluş tarafından hâlâ Afrika için geçici acil yardım çağrıları yapılırken, Türkiye daha kalıcı çözümler üretecek çalışmaları öncelemektedir. “Türk Tipi Kalkınma Yardımı” diyebileceğimiz yeni bir modelle, tüm kurumların ve STK’ların işbirliğiyle Afrika’da açılan 21 TİKA ofisiyle her alanda ülkelerin ihtiyaç duyduğu temel altyapıların kurulmasına yönelik projeler hayata geçirilmektedir. Dünyanın görmezden geldiği Somali örneğinde olduğu üzere, inşa edilen hastane, klinikler, yollar, okullar, açılan su kuyularıyla ülkelerin en temel hizmet alanlarında altyapı ve kapasite birikimi oluşturulmaktadır. Ormancılık, hayvancılık, seracılık, balıkçılık, tarım gibi pek çok üretim sektörü desteklenerek istihdam yaratılmasına ve ekonominin canlanmasına katkı sağlanmaktadır. Bütün bu çabaların gayesi, küçük rakamlarla dahi olsa, gerçek ihtiyaçları dikkate alarak somut projeler üretildiğinde ülkelerin sağlıklı bir kalkınma sürecine girebileceğini kanıtlamak, hiçbir ülkenin fakirliğe mahkûm olmadığını dünyaya göstermek ve Afrika’nın “karanlık kıta” imajının ortadan kalkmasına katkı sağlamaktır.
Yapısal dönüşümü sağlayacak kalkınma faaliyetlerine başlandığı zaman, örneğin 3333 kilometreyle Afrika'nın en uzun kıyı şeridine ve coğrafi açıdan son derece önemli bir konuma sahip olan Somali'nin gelecekte bir Dubai veya Abu Dabi olmaması için hiçbir neden bulunmamaktadır. Aksi takdirde, bu kıyılardan Somali faydalanamadığı gibi, yoksullukla terörize edilen guruplar deniz korsanları olarak sahaya çıkarak saldırılarıyla küresel ticarete darbe vurmaktadır. Bir Dünya Gelecek Vakfı'nın (One Earth Future Foundation) "Deniz Korsanlığı-2015" raporuna göre, 2010 ila 2015 yılları arasında Somali'nin bulunduğu batı Hint okyanusu bölgesinde meydana gelen korsan saldırılarının insani ve ekonomik maliyeti 25 milyar doların üzerine çıkmıştır. Bu demektir ki işbirliği yapılan ülkelerde yapısal dönüşümü önceleyen bir kalkınma anlayışı gerçekleşmedikçe, dünya bir taraftan yardım yapmaya, diğer taraftan ise daha fazlasını kaybetmeye devam edecektir.
– Bugünün zengini yarının fakiri olabilir
Âli İmrân suresinin 140. ayeti, sevinçli ve kederli günleri Allah'ın insanlar arasında evirip çevirdiğinden bahseder. Yani ne zenginlik ya da fakirlik ne de güzellik ya da kötülük kalıcıdır. Bugünün gelişmiş ülkeleri, iki dünya savaşıyla açlık ve büyük bir yıkım yaşadığı, 100 milyona yakın insanını kaybettiği halde yeniden toparlanabilmiştir. Benzer şekilde, Afrika ülkelerinin de kalkınmasının önünde bir mani görünmemektedir. Yeter ki onları kırılgan ve başarısız ülkelere dönüştüren süreçler samimiyetle anlaşılabilsin.
Evvela, hiçbir ülke elde ettiği zenginlik nedeniyle küçümseme içine girmeden Afrika'ya saygıyla bakmayı öğrenmelidir. Beş asır boyunca kölelik ve sömürgecilik altında ezilmiş, iç savaşlar, terör ve daha birçok zorluk yaşamış olmasına rağmen, Afrika halkları gelenekleriyle, dilleriyle, kendine özgü el sanatlarıyla zengin kültürünü korumayı ve bugüne taşımayı başarabilmiştir. Hatta köleleştirilerek götürüldüğü Amerika ve Avrupa kıtasına dahi kendi kültürünü taşıyarak oraları zenginleştirmiştir. Pek çok insanın yapamayacağı şekilde, doğal hayatla örnek bir uyum geliştirmiştir. Yaş ortalaması 20 olan, nüfusu her sene ortalama yüzde 2,5 artan Afrika kıtasında, yetişmiş insan kaynağı da oluşmaya başlamıştır. Somali, Güney Afrika, Namibya, Kenya, Senegal gibi ülkelerden birçok insan gelişmiş ülkelerde, uluslararası kuruluşlarda üst düzey görevlerde çalışmaktadır. Dolayısıyla “Afrika'nın az gelişmişlik sorunu”nun arkasında bir “cehalet”in olduğundan bahsetmek de mümkün değildir. Yapılması gereken, tüm ülkelerin, “Afrika'nın sorunlarına Afrika'dan Çözümler” düsturu ile Afrika'nın yetişmiş insanına daha fazla söz hakkı verecek ve kalkınma potansiyelini gerçekleştirebilecek kalıcı imkânlar sunmasıdır.
– ‘Karanlık Kıta’ imajı ile işbirliği yürümez
Afrika'nın kalkınması isteniyorsa, artık kıta ile yeni bir iletişim dilinin kurulması gerekmektedir. Sefalet, hastalıklar ve savaşlar üzerinden oluşturulan bir imaja insanların dikkatleri yoğunlaştırılarak zenginliğine kolayca el konulan Afrika artık mazide kalmıştır. Bugün dünyanın her yerinde olduğu gibi Afrika halkları da okumakta, kendini geliştirmekte, olup biten hadiselere ve haksızlıklara karşı sesini yükseltmektedir. Belli olumsuzlukların öne çıkarılarak ülkelerinin itibarının zedelenmesini ve gelişimlerine mani olan her türlü girişimi de reddetmektedir. Bilinmelidir ki kıtaya yönelik olarak oluşturulan olumsuz algı, hem kalkınma hem de uzun vadeli işbirliği adına yapıcı değil yıkıcı etki yapmaktadır. Zira Afrika'nın sorunu yetişmiş insan veya doğal kaynak kıtlığı değil, bu potansiyeli harekete geçirecek güven ortamının eksikliğidir. Şayet Batı'nın Afrika’ya bakışı olumlu yönde değişir ve küresel anlamda kalıcı bir güven hissi oluşmaya başlarsa, Afrika’nın bütün ülkeleri, kalkınma sürecine doğal olarak, kendiliğinden girecektir. Böylece yabancı sermaye çekmenin, ticaret yapabilmenin, siyasi ve ekonomik istikrar sağlayabilmenin, kısacası daha kalıcı bir zenginlik ve refah üretmenin yolu da açılacaktır.
Sonuç olarak, Afrika asla “Karanlık Kıta” değildir. Güneşi hiç eksilmeyen, büyük acılarına rağmen bembeyaz dişleriyle tebessümünü hiç bırakmayan dünyanın en sevimli çocuklarının geleceği aydınlık olacaktır. Yeter ki dünya buna inansın ve samimi olsun.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) engelli çocukların eğitim gördüğü merkeze tadilat ve donanım desteğinde bulundu.
Gürcistan Acara Özerk Cumhuriyeti başkenti Batum ve çevresinde 1.200 civarında engelli bulunuyor. Gürcistan Acara Ö.C. Çalışma, Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığının talebi doğrultusunda TİKA tarafından Mahincauri Çocuk Yurdu Binasının tadilatı yapılarak fiziki şartların iyileştirilmesi sağlandı. 2013 yılına kadar Mahincauri’de sadece Yeni Doğan Evi olarak hizmet veren bina, çeşitli sosyal programların gerçekleştirilmesi ve engelliler merkezi olarak kurulması için Acara hükümetince TANA Sağlık Derneğine devredildi.
Bina, TANA Sağlık Derneğinin idaresinde engelliler rehabilitasyon merkezi olarak hizmet vermeye başladıktan sonra TİKA tarafından tadilattan geçirilerek rehabilitasyon sürecinde engelli çocukların kullanacağı mobilya, müzik ve spor aletleri sağlandı.
Engelli çocuklara verilen eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri ile ileride engelli çocukların istihdamlarının sağlanarak topluma entegre olmalarına ve üretken hale getirilmeleri için gerekli çalışmaların kesintisiz olarak devam ettirilmesi hedefleniyor.
Batum Engelliler Rehabilitasyon Merkezinde hâlihazırda 46 engelli çocuğun kamu okullarında özel eğitim alabilmeleri için eğitiminin yanı sıra, 9 kimsesiz anne ve 11 çocuğa barınma imkanı da sağlandı. 2014 yılı itibarıyla tam teşekküllü olarak hizmet vermeye başlayan merkez, 100 çocuğa hizmet vermeyi amaçlamakta.
2016 yılında “Tüm çocuklar eşittir, engelli çocukların da oyun oynama hakkı vardır” felsefesiyle hareket edilerek engelli çocuklar için “Engelsiz Oyun Parkı Projesi ve engelli çocukların yaralanabileceği, fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimlerine katkıda bulunmak için bir bilgisayar odası ve akıllı tahta kurulumu yapılarak bu çocukların engelleri nedeni ile kısıtlanmadan toplumsallaşmalarına katkı sağlandı.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından Moldova’nın Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesi’nde donanım desteğinde bulunulan Komrat Süleyman Demirel Kreşi Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmed Mehdi Eker, TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam ve Anadolu Ajansı Genel Müdürü Şenol Kazancı tarafından hizmete açıldı.
Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesi’nde eğitim , sağlık ve alt yapı gibi birçok alanda faaliyet gösteren TİKA, projelerine yenilerini eklemeye devam ediyor. Bu kapsamda yaklaşık 100 çocuğa hizmet veren Komrat Süleyman Demirel Kreşi’ne TİKA tarafından donanım desteğinde bulunuldu.
Başbakan Binali Yıldırım’ın Moldova ziyaretine eşlik eden Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmed Mehdi Eker, TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam ve Anadolu Ajansı Genel Müdürü Şenol Kazancı tarafından söz konusu projenin açılışı gerçekleştirildi.
Açılış töreninde konuşan Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, TİKA’nın hem bölgede hem de Dünya’nın dört bir yanında gerçekleştirdiği projelerine değinerek, “Hizmete kazandırılan kreşin daha nice, yüzlerce güzel çocuğumuzun hayata yetişmesinde başlama noktası olmasını temenni ediyorum” dedi. Kreşe 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel isminin verilmesinin kendisini ayrıca mutlu ettiğini belirten Başbakan Yardımcısı Türkeş, söz konusu projede emeği geçen herkese teşekkür etti.
Konuşmaların ardından açılış kurdelesi Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmed Mehdi Eker, TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam ve Anadolu Ajansı Genel Müdürü Şenol Kazancı tarafından kesilerek Komrat Süleyman Demirel Kreşi’nin açılışı gerçekleştirildi. Açılışın ardından TİKA’nın donattığı sınıfları gezen heyet, öğrencilere hediye paketleri dağıttı.
Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesi'ndeki soydaşlara eğitim, sağlık, kültür ve altyapı alanında destek veren Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), bölgeye Recep Tayyip Erdoğan Eğitim Kompleksi yapacak. Başbakan Binali Yıldırım'ın Moldova ve Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesi ziyaretine eşlik eden TİKA Başkanı Serdar Çam, kurumun bölgedeki faaliyetlerine ilişkin açıklamalarda bulundu.
TİKA'nın destekleriyle 4. Dünya Gökoğuz Kongresi'nin yapıldığını ifade eden TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam, geçtiğimiz yıl da aynı yerde Dünya Türk Halkları Kongresi'nin düzenlendiğini anımsattı. TİKA Başkanı Çam, düzenlenen bu kongrelerle, dünyadaki Türklerin bir araya gelmesine, birbirleriyle tanışmalarına, kültürlerin aktarımına vesile olmaya çalıştıklarını belirtti.
TİKA'nın esas olarak kalkınma alanında faaliyet gösterdiğini anlatan TİKA Başkanı Çam, "Yaklaşık 25 yıldır Türkiye olarak, başta TİKA olmak üzere pek çok kuruluşumuzla 330 milyon dolarlara varacak şekilde 300'ün üzerinde projeye destek olduk. Buradaki, kütüphanenin, üniversitenin, televizyon ve radyonun ihtiyaçlarının karşılanması, televizyon stüdyosunun kurulmasına katkı sağladık. Gökoğuzca yayınların yapılmasına katkı sağladık." diye konuştu. TİKA Başkanı Çam, Gökoğuz Yeri'nde yaşayanların ana dillerini unutmamaları için çalışmalar yaptıklarını, çocuklara yönelik ana dilde masal kitapları hazırladıklarını söyledi. Bölgenin altyapısının güçlendirilmesi için de projeler üretildiğini aktaran Çam, Vulcaneşti ve Çadır Lunga'da su tesisatı projelerinin yapıldığını dile getirdi. Yaşanan sel felaketi nedeniyle evleri hasar görenlerin evlerini onardıklarını, evi tamamen yıkılmış olanlar için 15 aileye bir apartman yapıldığını söyleyen TİKA Başkanı Çam, şunları kaydetti: "Apartman sahiplerine tapularını vereceğiz. Sel felaketlerinin önlenmesi için dere ıslahına yönelik çalışmalar yapılıyor. Komrat merkezli devlet hastanesi yeniden yapılacak. Sağlık konularında bölge çok daha güçlü olacak. Göz kliniğimiz tamamlandı. Çok sayıda kreşe ihtiyaç oluyor. O kreşlerin yenilenmesiyle ilgili çalışmalar var. Bu konuda hem Moldova hem de Gökoğuz Yeri'nden gelen talepleri karşılıyoruz. Kişinev'de Anne Çocuk Sağlığını Koruma ve Bilimsel Araştırma Enstitüsü Rehabilitasyon Ünitesi'nin açılışını bugün yaptık. Buna benzer pek çok alanda çalışmalarımız devam ediyor."
TİKA Başkanı Çam, yer tahsisinin ardından geniş bir alana Recep Tayyip Erdoğan Eğitim Kompleksi kuracaklarını belirterek, "Lise seviyesinde kız ve erkek yurtlu, spor tesisli bir kompleks olacak. Amacımız bölge halkının kendi kültürünü, dilini koruması ve gelecek nesillere aktarması. Eğitim konusunda Gökoğuz Türklerinin ihtiyaçlarının karşılanması sağlanacak." dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatlarıyla TİKA'nın nerede ihtiyaç varsa orada olmaya çalıştığını vurgulayan Çam, özellikle Türk boylarını çok önemsediklerini ifade etti.
https://www.youtube.com/watch?v=xORrUbjVmG8
Başbakan Binali Yıldırım Moldova ziyareti kapsamında başkent Kişinev ve Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesinde Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) projelerinin açılışlarını gerçekleştirdi.
Çeşitli temaslarda, açılışlarda ve anlaşmalarda bulunmak üzere beraberindeki heyet ile Moldova’ya gelen Başbakan Binali Yıldırım, TİKA tarafından başkent Kişinev’de tadilat ve donanım desteğinde bulunulan, yılda 15.000 çocuğa hizmet veren Kişinev Anne Çocuk Sağlığı Koruma Enstitüsü Rehabilitasyon Merkezi’nin açılışını Moldova Başbakanı Pavel Filip ile birlikte gerçekleştirdi.
Açılışa, Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmed Mehdi Eker, TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam, Anadolu Ajansı (AA) Genel Müdürü Şenol Kazancı, Moldova Sağlık Bakanı Rucsanda Glavan, hastane yöneticileri, çalışanları ve TİKA yetkilileri katıldı.
Moldova Başbakanı Filip, açılış konuşmasında TİKA’nın Moldova’da çok önemli projeler gerçekleştirdiğinin altını çizerek, “Anne Çocuk Sağlığı Rehabilitasyon Merkezi’nin finansmanı dostumuz Türkiye tarafından TİKA aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Moldova halkı adına Türkiye Cumhuriyeti ve TİKA’ya bu proje için teşekkür ediyorum” dedi.
Başbakan Binali Yıldırım, konuşmasında “TİKA, Moldova’da 24 yıl içinde eğitim, sağlık, kapasite geliştirme, alt yapı gibi birçok alanda çok sayıda proje hayata geçirmiştir” ifadelerinde bulunarak TİKA marifeti ile sosyal sorumluluk içeren projeler yapmak gayretinde olduklarını belirtti. Başbakan Yıldırım, Rehabilitasyon Merkezi içinde sağlık üniteleri, terapi havuzu, fizyoterapi salonu ve diğer alanlarda inceleme ziyaretinde bulunduktan sonra bu projenin hayırlı uğurlu olmasını dileyerek emeği geçen herkese teşekkürlerini iletti. Başbakan Yıldırım, merkezde tedavi gören çocuklara, hediye dağıtımı gerçekleştirerek, IV. Dünya Gökoğuz Kongresi’ne katılmak üzere Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesi’ne hareket etti.
Başbakan Yıldırım Tarafından TİKA’nın İnşa Ettiği Konutların Tapuları 15 Aileye Teslim Edildi
Başbakan Binali Yıldırım, Komrat Kültür Merkezi'nde düzenlenen IV. Dünya Gökoğuz Kongresi'nde konuştu. Moldova'nın bağımsızlığını kazanmasının hemen ardından 1992 yılında TİKA temsilciliğini burada açtıklarını belirten Başbakan Yıldırım, aradan geçen çeyrek asırda Moldova yönetimiyle birlikte Gökoğuz Yeri'nin kalkınması, Gökoğuz Yeri halkının refahının artırılması için birlikte gayret gösterdiklerini söyledi.
Türkiye'nin Gökoğuz Yeri'ne en fazla destek olan, kalkınma yardımı sağlayan ülkelerden biri olduğunu dile getiren Binali Yıldırım, "Kardeşlerimizin nerede, ne zaman ihtiyaçları olursa biz her zaman yanlarında olduk, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz." diye konuştu. Yıldırım, geçen yıl 13 Haziran'da Çadır'da meydana gelen sel felaketinden hemen sonra harekete geçtiklerini ve evleri yıkılan 15 aileye konut yaptıklarını, afetin tekrar etmemesi için de dere yatağının ıslahının gerçekleştirildiğini anlattı. Kongaz Süleyman Demirel Türk Lisesinin 1999'dan bu yana Türk ve Moldovalı öğretmenleriyle eğitim öğretim verdiğini, şimdiye kadar okuldan 350 öğrencinin mezun olduğunu bildiren Başbakan Yıldırım, olmayan yerlere sağlık tesisi, kreş yapımı ve mevcutların yenilenmesi çalışmalarını sürdürdüklerini, Vulcaneşti'nin su sorununu gidermek için bir proje hazırlattıklarını, bu yıl içinde Komrat'ta büyük bir eğitim kompleksi inşaatını başlatmış olacaklarını anlattı. Yıldırım, şöyle devam etti: "Bütün bunlar sizlerin eseri, bütün bunlar Moldova ve Türk hükümetlerinin, devletlerinin ortak çabalarının sonucudur. Sizler işleteceksiniz, kendi öğretmenlerinizle, kendi öğrencilerinizle, modern imkanlarla kaliteli bir eğitim alacaksınız, ana dilinizi ihya edeceksiniz. Tüm bu yapılanların şüphesiz önemli bir sebebi var. Bu, burada yaşayan, Gökoğuz Yeri'ndeki soydaşlarımızın kendi dil ve kültür değerlerini yaşatması ve aynı zamanda kalkınan, büyüyen, gelişen Moldova'nın bir parçası olarak geleceğe emin adımlarla yürümesi içindir."
Başbakan Yıldırım konuşmasını "Dünya Gagavuz Kongresi'nde sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyor, size ve tüm Moldova halkına, 80 milyon Türk vatandaşının selam ve sevgilerini iletiyorum." İfadelerinde bulunarak tamamladı.
Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesi Başkanı Irina Vlah, TİKA’nın bölgedeki projeleri ve özellikle 15 selzede aileye desteği için Başbakan Yıldırım ve TİKA’ya teşekkür etti. Konuşmaların ardından Başbakan Yıldırım, Moldova Cumhurbaşkanı İgor Dodon, Moldova Başbakanı Pavel Filip ve Gökoğuz Yeri Başkanı İrina Vlah, bölgede yaşanan sel felaketinde evleri yıkılanlara TİKA tarafından yapılan yeni evlerinin tapularını verdi.
Başbakan Binali Yıldırım ile Moldova Başbakanı Pavel Filip, başkent Kişinev'deki Devlet Konukevi'nde gerçekleştirilen baş başa ve heyetler arası görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Başbakan Binali Yıldırım Moldova ziyareti kapsamında, Kişinev'deki Devlet Konukevi'nde baş başa ve aralarında TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam'ın da bulunduğu heyetler arası görüşmenin ardından Moldova Başbakanı Pavel Filip ile ortak basın toplantısı düzenledi. Başbakan Yıldırım, "Ekonomik ilişkilerimiz gerçek potansiyelden uzak. Anlaşmalarla ticarette, turizmde ilişkiler daha ileriye taşınacak. 15 Temmuz'da verilen desteğe teşekkür ediyoruz. Serbest ticaret anlaşmalarıyla birlikte bu süreci daha da hızlandıracağımızı düşündürüyoruz. TİKA ofisimiz Moldova'da bir çok projeye destek olmaya devam edecek." dedi.
Moldova Başbakanı Filip ise, iki ülke ilişkilerinin mükemmel düzeye ulaştığını anlattı ve Türkiye’nin doğal afet nedeniyle Moldova’ya yaptığı mali yardımdan dolayı Türk halkına ve hükümetine teşekkür eden Filip, "100 bin avroluk mali yardım bizim için çok değerlidir. Bu yardım en ihtiyaç duyduğumuz dönemde bize gönderildi." dedi.
İki ülke arasında çok iyi bir siyasi diyalog bulunduğunu aktaran Filip, Türkiye’nin Moldovaiçin stratejik ortak olduğunu vurguladı.
Türkiye ile Moldovaarasındaki serbest ticaret anlaşmasının ekonomik ve ticari ilişkileri canlandırdığına dikkati çeken Filip, "Türkiye, Moldova için çok önemli ve birinci ticari ortaktır. Türk yatırımcıları Moldova’da başarılı işler yaptı. Eminim ki bu ziyaret sonrasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın icraatları ile ülkemize daha çok yatırımcının geleceğini umuyorum." şeklinde konuştu.
Başbakan Filip, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının (TİKA) ülkesindeki yatırımlarına işaret ederek, TİKA aracılığı ile eğitim, tarım, sağlık ve altyapı alanlarında uygulanan 24 projenin 2 milyon avro tutarında olduğu bilgisini paylaştı.
Filip, Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesi’nin Türkiye ile Moldova arasında köprü işlevi gördüğünü ifade ederek, Türkiye’nin bu bölgeye sağladığı katkılara büyük değer verdiklerini dile getirdi.
T.C. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Bosna Hersek Federasyonu Eğitim ve Bilim Bakanlığı işbirliğinde yapılan "Özel Eğitimde Türkiye Balkanlar Tecrübe Paylaşımı – Engelimi Türkiye ile Aşıyorum" projesi Bosna Hersek ziyaretiyle devam etti.
Nisan ayının ilk haftası iki ülkenin Milli Eğitim Bakanlıkları ve TİKA arasında imzalanan protokolle başlayan programın ilk etabında içlerinde Bosna Hersek Federasyon Milli Eğitim Bakanı Danışmanı Alden Kajtaz’ın da bulunduğu ülkenin farklı bölgelerindeki özel eğitim okulları yöneticilerinden oluşan 12 kişilik bir heyet Türkiye’de özel eğitim alanında yasal düzenlemeler, özel eğitim uygulamaları, öğretmen yetiştirme faaliyetleri ve özel yeteneklilere yönelik uygulamaları İstanbul'da bulunan ilgili okullara yapılan çalışma ziyaretlerinde yerinde gözlemlemişti.
Programın ikinci etabı dahilinde gerçekleşen Bosna Hersek çalışma ziyareti ise geçtiğimiz hafta MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Celil Güngör'ün Bosna Hersek Federasyonu Eğitim ve Bilim Bakanı Elvira Dilberovic ile bir araya gelmesiyle Mostar’da başladı. Hafta boyunca süren ziyaretler çerçevesinde T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve TİKA'dan gelen uzmanlar Mostar, Tuzla, Zenica ve Saraybosna'da bulunan özel eğitim kurumlarını ziyaret ederek okullardaki eğitimciler ve yetkili hükümet temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdi.
Güngör, Bosna Hersek'te bulunan özel eğitim kurumlarını ziyaret ettiklerini ifade ederek, "Buradaki özel eğitim koşullarını inceledik. Türkiye'den gelen uzmanlarımız da Bosna Hersek'e hangi konularda yardım sağlanabileceğini gözlemledi." dedi.
Programın pilot uygulama olmasına rağmen bir çok farklı ülkeden de işbirliği talepleri aldıkları belirten Güngör, Bosna Hersek'te uygulanan projenin son derece başarılı geçmesi ve diğer ülkelerde de en kısa sürede uygulanması temennisinde bulundu.
Bosna Hersek Federasyonu Eğitim ve Bilim Bakanı Elvira Dilberovic ise yaptığı açıklamada bu projenin Türkiye Cumhuriyeti ile olan güzel işbirliğinin devamı olduğunu ifade ederek, proje kapsamında gerçekleştirilmesi planlanan faaliyetlerle dışlanan ve ihmal edilen özel gereksinimli çocuk ve gençler için daha kaliteli ve sağlıklı bir eğitim ortamı ve gerekli sosyal şartların sağlanmasını hedeflediklerini ifade etti.
İlerleyen günlerde bir sonraki aşaması gerçekleşecek olan proje kapsamında Bosna Hersek'ten Türkiye'ye gelecek özel eğitim öğretmenleri ülkemizde gerçekleştirilen özel eğitim uygulamaları (tanılama-yönlendirme-yerleştirme süreçleri, eğitim ortamları, eğitim programları, öğretim yöntem ve teknikleri), özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilere yönelik yapılan sosyal ve kültürel faaliyetler, söz konusu alanda öğretmen yetiştirme faaliyetleri, özel eğitim ihtiyacı olan bireylere yönelik verilen mesleki eğitim programları hakkında bir dizi eğitim programlarına katılım sağlayacak.
Programın son aşaması olarak ise bölgede özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerin eğitim ortamlarının iyileştirilmesi için materyal desteğinde bulunulacak, özel eğitim sınıfları, destek eğitim odaları ve atölyeler oluşturulacak. Böylelikle proje kapsamında özel eğitim gereksinimi olan öğrencilerin öğretim ortamlarının kalitesi artırılırken topluma üretken birey olarak katılmalarına katkı sağlanacak.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Mozambik’te meslek edindirmeye yönelik olarak bilgisayarlı muhasebe kursu sınıfının tadilat ve donanımını gerçekleştirdi.
TİKA Mozambik’te gençlerin meslek edinmeleri için meslek edindirme eğitim projelerini desteklemeye devam ediyor. Bu kapsamda, Mozambik Bilim, Teknoloji, Yüksek Öğrenim ve Mesleki Eğitim Bakanlığı’nın talebi üzerine, Maputo'daki Instituto Comercial De Maputo (Maputo Ticaret Enstitüsü) bünyesinde hem öğrencilere hem de ihtiyacı olan gençlere muhasebe eğitimleri verilebilmesi amacıyla bir sınıf, TİKA’nın desteği ile bilgisayarlı muhasebe sınıfına dönüştürüldü.
TİKA tarafından sınıfın gerekli tadilatı yapılarak, 25 adet masa üstü bilgisayar, 25 bilgisayarın kullanacağı kapasitede Mozambik’te yaygın olarak kullanılan Primavera Muhasebe Programı ve gerekli donanım malzemeleri temin edildi.
Bilgisayarlı Muhasebe Kursu sınıfı, Mozambik Bilim, Teknoloji, Yüksek Öğrenim ve Mesleki Eğitim Bakan Yardımcısı Leda Florinda Hugo, T.C. Maputo Büyükelçisi Zeynep Kızıltan, TİKA delegasyonu, Bakanlığın ve Okulun eğitim yetkilileri, medya mensupları ve okul öğrencilerinin katılım sağladığı açılış töreni ile eğitim ve öğretime başladı.
Açılış töreninde konuşan Bakan Yardımcısı Hugo, TİKA’nın gerçekleştirildiği proje için teşekkürlerini iletti. Hugo, projenin Mozambik Eğitim Kalkınma reformlarına uygun olduğunu ve muhasebe programı bulunduran bir laboratuvar ihtiyacının giderildiğini ifade etti.
Büyükelçi Kızıltan proje için TİKA’ya teşekkürlerini ileterek TİKA tarafından Mozambik’te gerçekleştirilen projelerin Türkiye ve Mozambik ilişkilerine katkı sağladığını belirtti. Mozambik’te açılan TİKA Ofisi ile gerçekleşen proje sayısının hızla artacağını umduklarını söyledi.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’nın (TİKA) Kosovalı çiftçileri kalkındırmaya yönelik olarak başlattığı “Tarımsal Kalkınma Programı” devam ediyor.
Mamuşa’da 45 Türk çiftçiyi, Mitroviça’da 27 Arnavut çiftçiyi modern tarım alet ve makineleri ile intansif tarıma geçirerek kaliteli tarımsal üretimi çiftçi birlikleri ile arttırmaya ve sosyal dayanışmanın oluşmasına destek oluyor. Kosova’nın güneybatısında Reçana Bölgesinde 100 Boşnak çiftçinin aile ekonomilerine et ve süt verimi yüksek simental gebe düve desteği ile katkı sağlayan TİKA Priştine’de en az 3 baş süt ineği olan 70 süt üreticisi aileye 70 süt sağma makinesi ve 210 adet bidon (her aileye 30’ar litrelik üçer adet) dağıtımı ile sütçülük sektörünün geliştirilmesine katkı sağlayarak “Tarımsal Kalkınma Programı” hedeflerini gerçekleştiriyor.
Süt sağma makinelerinin dağıtılmasıyla birlikte hayvan sağlığına zarar vermeden kısa sürede sütün tamamının sağılarak 30 litrelik bidonlarla süt toplama merkezlerine hijyenik koşullarda taşınması ayrıca sağlıklı ve verimli süt üretiminin gerçekleştirilmesiyle ailelerin gelirlerinin ve süt üretim kapasitesinin artması sağlanacak.
TİKA’nın Kosova’da uyguladığı Tarımsal Kalkınma Programı kapsamında gerçekleştirilen projeler çerçevesinde toplumlar ve çiftçiler arasında sosyal ve beşeri dayanışma sağlanarak kaliteli üretim ve yüksek gelir ile kırsal alanlarda istihdamın artması ve Kosova’da kalıcı dostluk ve barışın sağlanması amaçlanıyor.
Dağıtım törenine T.C. Kosova Büyükelçisi Kıvılcım Kılıç, Priştine Belediyesi Başkanı Shpend Ahmeti, TİKA Priştine Koordinatörü Necip Özay Özütok ile çok sayıda süt üreticisi katıldı.
T.C. Priştine Büyükelçisi Kıvılcım Kılıç konuşmasında “70 süt üreticisi aileye süt sağma makineleri ve süt bidonları armağan ediyoruz. Türkiye’nin Türk halkının Kosova halkına sevgimizin dostluğumuzun kardeşliğimizin bir tezahürü olarak kabul ediniz” dedi. Büyükelçi Kılıç, çiftçileri kutlayarak bu projenin aile ekonomilerine, ülke ekonomisine, hayvancılığın ve istihdamın geliştirilmesine katkıda bulunmasını umduklarını belirtti.
Priştine Belediye Başkanı Ahmeti, Türkiye Devleti tarafından böyle güzel bir desteğin çiftçilere sunulmasından dolayı memnuniyetini dile getirdi. Ahmedi, söz konusu desteğin ülke kalkınmasına yönelik olmasının kendisini daha fazla memnun ettiğini kaydederek, Türkiye kurumları ile gelecekte de işbirliklerinin devam etmesini diledi.