Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Libya'daki Zliten Eğitim Hastanesine tıbbi yardım ve ekipman desteğinde bulundu.
TİKA, Libya'nın başkenti Trablus'un doğusunda bulunan ve 280 bin nüfusa sahip Zileytan şehri ile komşu bölgelere sağlık hizmeti sunan Zliten Eğitim Hastanesine tıbbi yardım ve ekipman desteği sağladı.
Tıbbi malzemelerin teslimi sırasında Türkiye'nin Misrata Başkonsolosu Sinan Yeşildağ, TİKA Libya Koordinatörü Fatih Karaca ve Zliten ilinin belediye meclis üyeleri hazır bulundu.
Türkiye'nin Misrata Başkonsolosu Sinan Yeşildağ, Türk halkının bu paylaşımlarıyla Libya halkının yanında olduğunu hissettirdiğini, başta sağlık ve eğitim olmak üzere birçok alanda Libya halkına destekte bulunacaklarını ve önümüzdeki dönemde açılması planlanan Misrata Fizyoterapi Hastanesi ile Libyalılara en modern sağlık hizmetlerinin sunulacağını söyledi.
TİKA Libya Koordinatörü Karaca da "TİKA, Türk halkından Libya'ya bir hediye olarak Zilten Hastahanesi için bazı tıbbi malzemeler ve ekipmanlar temin etti." dedi. Libya halkının, ihtiyacı olan tıbbi malzemelere ulaşması sağlanarak, sunulan yardımlardan istifade edeceğini dile getiren Karaca, TİKA'nın hizmet projeleri kapsamında sağlık ve tıbbi yardımlara önümüzdeki günlerde de devam edeceğini söyledi.
Zliten Hastahanesi Müdürü Ali İbrahim Yahya da hastanene için gerekli olan bazı ihtiyaçların sağlanması için TİKA ile irtibat kurulduğunu belirtti. TİKA'nın, eğitim, sağlık ve diğer alanlarda destek sağladığını ifade eden Yahya, TİKA tarafından sağlanan ekipmanlar arasında elektrokardiyografi (EKG) cihazları, suni solunum ve tansiyon ölçme aletlerinin olduğunu ifade etti. Yahya, TİKA'nın Trablus ve çevresindeki bölgelere çok sayıda sağlık hizmeti sunduğunun altını çizerek, TİKA tarafından sunulan cihazların, hastanede bazı bölümlerin açılmasına ve hizmetlerin sunulmasına olanak sağlayacağının altını çizdi.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Libya'daki Zliten Eğitim Hastanesine tıbbi yardım ve ekipman desteğinde bulundu.
TİKA, Libya'nın başkenti Trablus'un doğusunda bulunan ve 280 bin nüfusa sahip Zileytan şehri ile komşu bölgelere sağlık hizmeti sunan Zliten Eğitim Hastanesine tıbbi yardım ve ekipman desteği sağladı.
Tıbbi malzemelerin teslimi sırasında Türkiye'nin Misrata Başkonsolosu Sinan Yeşildağ, TİKA Libya Koordinatörü Fatih Karaca ve Zliten ilinin belediye meclis üyeleri hazır bulundu.
Türkiye'nin Misrata Başkonsolosu Sinan Yeşildağ, Türk halkının bu paylaşımlarıyla Libya halkının yanında olduğunu hissettirdiğini, başta sağlık ve eğitim olmak üzere birçok alanda Libya halkına destekte bulunacaklarını ve önümüzdeki dönemde açılması planlanan Misrata Fizyoterapi Hastanesi ile Libyalılara en modern sağlık hizmetlerinin sunulacağını söyledi.
TİKA Libya Koordinatörü Karaca da "TİKA, Türk halkından Libya'ya bir hediye olarak Zilten Hastahanesi için bazı tıbbi malzemeler ve ekipmanlar temin etti." dedi. Libya halkının, ihtiyacı olan tıbbi malzemelere ulaşması sağlanarak, sunulan yardımlardan istifade edeceğini dile getiren Karaca, TİKA'nın hizmet projeleri kapsamında sağlık ve tıbbi yardımlara önümüzdeki günlerde de devam edeceğini söyledi.
Zliten Hastahanesi Müdürü Ali İbrahim Yahya da hastanene için gerekli olan bazı ihtiyaçların sağlanması için TİKA ile irtibat kurulduğunu belirtti. TİKA'nın, eğitim, sağlık ve diğer alanlarda destek sağladığını ifade eden Yahya, TİKA tarafından sağlanan ekipmanlar arasında elektrokardiyografi (EKG) cihazları, suni solunum ve tansiyon ölçme aletlerinin olduğunu ifade etti. Yahya, TİKA'nın Trablus ve çevresindeki bölgelere çok sayıda sağlık hizmeti sunduğunun altını çizerek, TİKA tarafından sunulan cihazların, hastanede bazı bölümlerin açılmasına ve hizmetlerin sunulmasına olanak sağlayacağının altını çizdi.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’nın (TİKA) desteğiyle Novi Pazar şehrinde deneme ekimi yapılan ahududu, hasat döneminde çiftçilerin yüzünü güldürdü.
TİKA'nın, Balkanlar ve Doğu Avrupa Ülkeleri Gıda ve Yaşam Güvenliği Destekleme Programı kapsamında, Novi Pazar’ın 44 köyünden 56 aileye 90 bin fidan verilerek 3 yıl önce başlatılan projede, bu yıl çiftçiler 30 ton ürün elde ederek aile ekonomilerine katkı sağladı. Başarıya ulaşan proje, TİKA'nın bu yıl 46 aileye 76 bin yeni fidan vermesiyle devam etti. Yeni fidanların, sonraki yıllarda bölgedeki ahududu üretiminin artmasını ve yaygınlaştırılmasını sağlayacağına inanılıyor.
Novi Pazarlı tarım uzmanı Silvija Hodzic, yaptığı açıklamada, kötü hava koşullarının ahududu yetiştirilen çiftliklerde ürün miktarını azalttığını ancak toplamda elde edilen ürünün, geçimini tarımdan sağlayan çiftçiler için mutluluk verici olduğu ifade etti.
Ahududu yetiştiricisi Avdija Dolovac da TİKA'nın projesi kapsamında kendisine bin 600 ahududu fidanı verildiğini belirterek, "TİKA'nın desteğinden güç alarak ahududuyu daha geniş bir alana ektim. Yaklaşık 7 bin fidanın ekili olduğu ahududu çiftliğimden elde ettiğim üründen son derece memnunum." diye konuştu.
TİKA, Sırbistan’da meyve üretiminin desteklenmesi çerçevesinde bugüne kadar 6 farklı belediyeden yaklaşık 400 aileye, ayva, erik, vişne ve ahududu gibi farklı çeşitlerde toplam 315 bin fidan dağıtımı yaptı.
Sırbistan'daki ahududu projesinde Belediyeler Arası Tarım Sendikasına (MOUPU) bağlı 14 tarım birliğinin kullanımına sunulmak üzere 15 çapa ile 11 sulama sistemi de temin edilerek, toprağın işlenmesi ve fidanların yetiştirilmesinde çiftçilerin yaşadığı emek ve zaman kaybının önüne geçilmesi noktasında da destek verildi.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’nın (TİKA) desteğiyle Novi Pazar şehrinde deneme ekimi yapılan ahududu, hasat döneminde çiftçilerin yüzünü güldürdü.
TİKA'nın, Balkanlar ve Doğu Avrupa Ülkeleri Gıda ve Yaşam Güvenliği Destekleme Programı kapsamında, Novi Pazar’ın 44 köyünden 56 aileye 90 bin fidan verilerek 3 yıl önce başlatılan projede, bu yıl çiftçiler 30 ton ürün elde ederek aile ekonomilerine katkı sağladı. Başarıya ulaşan proje, TİKA'nın bu yıl 46 aileye 76 bin yeni fidan vermesiyle devam etti. Yeni fidanların, sonraki yıllarda bölgedeki ahududu üretiminin artmasını ve yaygınlaştırılmasını sağlayacağına inanılıyor.
Novi Pazarlı tarım uzmanı Silvija Hodzic, yaptığı açıklamada, kötü hava koşullarının ahududu yetiştirilen çiftliklerde ürün miktarını azalttığını ancak toplamda elde edilen ürünün, geçimini tarımdan sağlayan çiftçiler için mutluluk verici olduğu ifade etti.
Ahududu yetiştiricisi Avdija Dolovac da TİKA'nın projesi kapsamında kendisine bin 600 ahududu fidanı verildiğini belirterek, "TİKA'nın desteğinden güç alarak ahududuyu daha geniş bir alana ektim. Yaklaşık 7 bin fidanın ekili olduğu ahududu çiftliğimden elde ettiğim üründen son derece memnunum." diye konuştu.
TİKA, Sırbistan’da meyve üretiminin desteklenmesi çerçevesinde bugüne kadar 6 farklı belediyeden yaklaşık 400 aileye, ayva, erik, vişne ve ahududu gibi farklı çeşitlerde toplam 315 bin fidan dağıtımı yaptı.
Sırbistan'daki ahududu projesinde Belediyeler Arası Tarım Sendikasına (MOUPU) bağlı 14 tarım birliğinin kullanımına sunulmak üzere 15 çapa ile 11 sulama sistemi de temin edilerek, toprağın işlenmesi ve fidanların yetiştirilmesinde çiftçilerin yaşadığı emek ve zaman kaybının önüne geçilmesi noktasında da destek verildi.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Başkanı Serdar Çam, Filistin’e insani yardımları içeren 600 projeyi hayata geçirdiklerini belirterek, “Kalkınma yardımı olarak dolaylı etkilerini koyduğumuzda milyar dolarları aşarken, yardımlarımız barış için” dedi.
Türkiye'nin dış yardımlardaki en önemli kuruluşu olan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Başkanı Serdar Çam ile Kudüs'teki son gelişmeler ve Filistinlilere yönelik Türkiye'nin yardımlarını konuştum. Filistin'e yönelik insani yardımları içeren 600 projeyi gerçekleştirdiklerini belirten Çam, "Kalkınma yardımı olarak dolaylı etkilerini koyduğumuz zaman milyar dolarları aştı. Orada barışın, huzurun tesisi elzemdir. Barış ve huzurla birlikte ekonomi canlanacak. Ve bir şekilde çatışmalar azalacak. İnsani yardımlarımız barış için" dedi. TİKA Başkanı Çam Milliyet'in sorularını şöyle yanıtladı:
– TİKA Filistin'e ne kadarlık bir yardım sağladı?
Filistin'e doğuşundan bu yana Türkiye hassas bir şekilde yaklaşmıştır. Adaletin tesis edilmesi için gasp edilen hakların tekrar iade edilmesi ve bölgede barış ile huzurun sağlanması noktasında Türkiye Cumhuriyeti çok eskiden beri ve son dönemlerde artırarak bu manada katkı vermeye çalışıyor. Diplomatik ilişkilerin sağlıklı bir zemine oturtulması ile birlikte de bölgede dengeli ve barışın tesis edilmesine dönük bir çabanın, gayretin içinde hep olmuştur. Ama maalesef son yıllarda yaşanan hadiseler hepimizin malumu. Biz mümkün olabildiğince siyasetin dışında olaya tamamen insani ve vicdani bir bakış açısıyla Cumhurbaşkanımızın ve devletimizin bize vermiş olduğu görevleri yerine getirmeye çalışıyoruz. Son 10 yıldır çok özel yatırımlar yaptık. Gerek Batı Şeria'da gerek Kudüs'te gerekse Gazze'de. Bu manada biz dolaylı olarak çatışmaların azalması tansiyonun düşürülmesi ve tarafların birbirine katkı sağlayacak zeminlerin oluşması için çaba sarf ettik. Yatırımlarımız arasında istihdam oluşturucu zeytinyağı fabrikası gibi tavukçuluk projesi gibi ekonomiye dönük gelir elde edici çalışmaların yanında ağır yaraların sarılmasına dönük sosyal alt yapıların güçlendirilmesine dönük çalışmalar yapıldı. Şu an büyük bir hastane projesi Gazze'de bitti. Hemen hemen her sene 1 tane okul tamamlayıp açtık ve Filistinlilere sunduk. Yani eğitimin, altyapının güçlendirilmesi ve bir şekilde gençliğin eğitimli bir şekilde geleceğe gidebilmesine katkı sağlamak üzere çalışmalarımız ve çabalarımız oldu. Açık ve şeffaf bir süreci yürüttük. Özellikle belli noktalarda Filistin makamları ve Ramallah Hükümetiyle zaman zaman İsrail'in bir teşkilatı ile Filistin'in işgal edilmiş topraklarla ilgili izinlerin alınması ve süreçlerin yürütülmesi için ofisimiz ve elçilik kanalıyla çalışmalar yaptık. Bugün bakıldığında 600'e yaklaşan projeyi tamamlamış olan bir ofisimiz var. Kalkınma yardımı olarak dolaylı etkilerini koyduğumuz zaman milyar dolarları aştı. Sadece TİKA olarak değil Türkiye'nin Kızılay ve diğer yardım kuruluşlarıyla birlikte.
Nüfus çoğalıyor
– Bölgede barışa yönelik neler yapılması lazım?
Temel noktada bakıldığında Filistin'in nüfusu giderek artıyor. 1948 ve 1967 Araplarıyla bakıldığında o topraklarda neredeyse nüfusların eşitlendiği bir duruma gelinmiş noktada. Dolayısıyla yok sayılabilecek, dışlanabilecek bir kitle olmadığı apaçık ortada. Bugün ne kadar problemler ötelenirse ötelensin gerek İsrail gerekse Filistin makamlarının her zaman aklından çıkarmamaları gereken hadise gelecekte ne olacak? Yani 10, 20, 30 sene sonra ne olacak? Bugün 2 milyona ulaşmış Gazze bölgesini bir şekilde elde tutarak yönetilme noktasını sağlasanız bile bu nüfus giderek artacak. Gelecekteki bu nüfusu yönetebilme kabiliyeti giderek zorlaşacak. Onun için orada barışın huzurun tesisi elzemdir. Barış ve huzurla birlikte ekonomi canlanacak. Ve bir şekilde çatışmalar azalacak. İnsani yardımlarımız barış için.
'Bölgede dengeleri bozmaya çalışmanın faturası ağır olur'
– ABD'nin tavrı ve İsrail Parlamentosunun son kararı bölgeye ne getirir?
O topraklarda yaşayan insanların kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ve dengeli hareket etmesi gerekir. Bu durum Erbil'de, Kuzey Irak'ta yaşandı. Dışarıdan gelen itici güçle ya da gazı yiyerek, destek alarak dış dünyadan, kıtalar ötesinden gelen bir torpille o bölgede dengeleri bozmaya çalışmanın faturasını çok ağır bir şekilde ödeme ihtimali var. O bölgede barışın tesis edilmesi 96-97 yılında Arafat döneminde kendilerinin içinde çıkan barış yanlısı İzak Rabin'in daha sonra katledilen Başbakanları dönemine bakıldığında hep o bölgede çözüme dönük çalışmalar yapılıyor. Şimdi 'güç bende dolayısıyla ben haklıyım' modunda bir sertlik yanlısı var. Ama İsrail içinde önemli bir kesimi sol ve liberal kesime bakıldığında da çok dengeli makul ve bölgede barışın tesis edilmesine dönük dengeci bir yaklaşımı olan siyasi bir hareket de var. Mevcut hükümet de bu çok uç noktada ve radikal hareketlerle bu liberaller arasında bir denge oluşturmaya çalışıyor. Bu manada uluslararası bir takım torpilleri, destekleri de kullanarak hareket ediyor. Uzun vadede kesinlikle bu tip hareketler bölgede barışın tesis edilmesine fayda değil zarar getirir. Yani Türkiye hiç bir zaman adaletten kopmadı. İsrail'i diplomatik olarak tanımasıyla birlikte başlayan süreçte aslında hep bölgede kalıcı, adil bir barış için de iki devletli bir sürecin yürütülmesi noktasında önemli katkılar sağladı. Dolayısıyla Türkiye'nin bölgedeki barışa yönelik çalışmalarını yapıcı ve kuşatıcı adaletli yaklaşımını bir şekilde fırsata çevirme noktasında olmaları lazım.
Yani uzaklardan bu bölgeyi tanımayan, sadece güce dönük hareketlerle ve konjonktürel siyasi avantajlara dönüştürebilecek manevralarla buralardan sonuç çıkması mümkün değil.
'İsrailliler de tepkili'
– İsrail halkının bakışı nasıl?
İçlerinden bir kesim maalesef marjinal ve radikal yaklaşım içinde. Sürekli göç alıyor ve belirli şekillerde pastanın bölüşülmesi noktasında bir sertleşme yanlısı var. Adamın evine gidip işgal ederek oturan, ondan sonra rezillik, olay, sonra kavga gürültünün arasında da orayı bir şekilde kontrol altına alabilecek bir yapının çalışması mevcut. Ama gerçekten makul yaklaşan ve dengeli bir şekilde özellikle geçmiş dönemlerde Avrupa ve Almanya'da yaşanan o marjinal hareketlerin, sertlik yanlısı ırkçı tavırların hiç bir şekilde fayda vermediğini bilen çok eleştirel yaklaşan belirli bir kesim de var. Dolayısıyla bilgileri doğru alan ve objektif hareket eden belirli bir kesimin bu süreci kesinlikle tasvip etmediğini, özellikle son çıkan yasada da Tel Aviv'de gösteriler yapan İsraillilerin olduğunu görüyoruz. Hem Filistinlilerin içinde makul yaklaşanlar hem İsrail tarafındaki makul yaklaşanların ortak kanallar oluşturarak bu sürecin dengeli bir noktaya gelmesine katkı vermek lazım.
– İslam coğrafyasının tutumu nasıl?
İslam coğrafyasında da marjinal hareketlerin, siyasallaşmış radikal bir takım hareketlerin etkin olması ve olayı tamamen sertlik yanlısına dönüştürmek suretiyle olayların karıştırılmasından fayda uman bir kesim de var. Onun zararları oluyor. Açıkçası Arap dünyası içinde de Türkiye muhalifi olan Türkiye'nin bölgede etkin olmasını istemeyen, dengelerin kurulması başarılı bir şekilde alt yapılarının kurulmasına katkı sağlanmasına çaba sarf eden Türkiye'nin bu başarısından haz duymayan maalesef İslam ülkeleri içinde de ne idüğü belirsiz yansımalar var. Dolayısıyla bunlar bir araya geldiğinde çok çarpık dengesiz kontrol edilemeyen bir süreç yaşandığını görüyoruz.
– Arap dünyası biraz daha ilgi gösterse Filistin sorunu bu noktaya gelmezdi diyebilir miyiz?
Arap dünyasının içinde de karışıklıklar var. Filistin davasını kendi içinde bölücü bir yapıya sokmaya çalışan, Ramallah hükümetini devirip kendilerine yakın olabilen ve çeşitli noktalarda siyasi taraflara çekmeye çalışan değişik isimlerin değişik oyuncuların sisteme sokulmaya çalışıldığı bir anlayış da var. Bütün bu kargaşa açıkçası Ramallah Hükümetinin elini de zayıflatmakta ve barış süreci zemininin gevşemesine neden olmakta.
'Kudüs'teki barış dünyayı da etkiler'
– Barış için dünyaya çağrınız ne olur?
Kudüs başta olmak üzere Filistin toprakları pek çok kültür ile Hıristiyanlığın, Museviliğin ve İslamın tarihteki peygamberlerine ev sahipliği yapmış olduğu bir şehir. 1917'ye Osmanlı'nın çekilişine kadarki süreye bakıldığında aslında burada bir çatışma yok. 1. Dünya Savaşı'nda devletlerin bölgedeki paylaşımları neticesinde Osmanlı'nın oradan çekilmesi ve 1948 yılına kadar geçen süreç. Bakıldığında bu şehir bütün dünyaya aslında barış mesajı vermesi gereken ve dengeli bir şekilde yaşanmasını teşvik edebilecek bir alt yapıya, kodlara sahip. Bunu bu şehirde makul yaklaşan insanlarla başarabilmeleri mümkün. Yani paylaşılmayacak hiç bir şey yok. Bu kadim şehir bütün Müslümanlara da Hıristiyanlara da Yahudilere de yetecek kadar tarihi geçmişiyle alt yapısını sağlayabilecek bir yapıda. Dolayısıyla bir dini inancın bir siyasi örgütün kontrolüne geçirilmesine zemin oluşturulmasıyla birlikte bütün dünya harekete geçiyor. Milyarları etkileyen bir şehir burası. Milyarların huzuru, sükuneti ve dengeli bir şekilde yaklaşımı için bu bölgelerde çatışmayı azaltacak çaba aslında bütün dünyadaki çatışmayı azaltacaktır. Buradan bütün kıtalara aslında barış mesajı gidecektir. Bunu başarabilmek mümkündür. Bir tek şartla; Türkiye'nin kıymetini bilmekle. Ankara'nın, Sayın Cumhurbaşkanımızın samimi çabalarını, bir şekilde çatışmaları bir tarafa bırakarak, sözel dalaşmaları bir tarafa bırakarak Ankara'yı anlayarak sadece adaletine güvenerek bu dengelerin korunması mümkün. Onun için TİKA olarak bu dengelerin sağlanmasıyla birlikte dolaylı olarak barışın ve huzurun teminine çaba sarf eden kuruluşlar olarak başarılı olacağımızı düşünüyorum. Nerede sıkıntı varsa orada etkin olmaya çalışarak oradaki alt yapının güçlenmesi ihtiyaçlarının giderilmesiyle sadece kavga ile değil barışla da bu işin çözülebileceğini anlatmaya çalışıyoruz. Onun için şuanda bizim nerede çatışma varsa orada ofislerimizin olduğunu görmek lazım. Nerede bir kriz varsa oraya giderek krizin büyümemesi ve çatışmaların artmaması için ekonomik desteklerle kalkınma hamleleriyle çaba sarf ediyoruz.
'Filistin'in yanındayız'
– TİKA'ya yönelik eleştirilere yanıtınız ne olacak?
Biz nerede mazlum varsa devlet olarak millet olarak her zaman onların yanında olduk. Bugün yeryüzünün en mazlum milletlerinin başında Filistinliler geliyor. Haksızlıkla, acımasızlıkla vefasızlıkla bugün koca bir topluluk kendi doğdukları topraklarda çok acı çekerek var olma mücadelesi veriyor. Onun için Türkiye olarak ne pahasına olursa olsun Filistin davasının yanında olacağız. Ve bütün kuruluşlarımızla, ekonomik imkânlarımızla o topraklara destek olacağız. O topraklardaki adaletin tesis edilmesi ve yaşatılması, bu hiç bir zaman anti İsraillilik yaklaşımı olarak algılanamaz. Biz aynı şeyi 1. Dünya savaşında Musevilere de yaptık. Nerede mazlum varsa biz zalimin değil mazlumun yanında yer alacağız. Biz bunları yaparken iyi ilişkiler ve diplomatik kurallara riayet ederek karşılıklı ikna ve bilgilendirme çalışmalarını yaparak projelerimizi yapacağız. TİKA aleyhinde iftiralar, TİKA'nın Batı Şeria ve Gazze'de etkin olmasını içine sindiremeyenler bir şekilde iftiralar atarak dolaylı olarak 'terörizme destek oluyor' gibi bir takım yaklaşım ve iftiralarla bizim önümüzü kesmeye çalışma hadiselerini biz kesinlikle kabul etmiyoruz. Açıkçası TİKA'nın varlığı gerek İsrail'in gerek Filistin'in dolaylı ve uzun vadede, onların barış ve huzur adına lehlerine olduklarını çok iyi biliyorlar.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Başkanı Serdar Çam, Filistin’e insani yardımları içeren 600 projeyi hayata geçirdiklerini belirterek, “Kalkınma yardımı olarak dolaylı etkilerini koyduğumuzda milyar dolarları aşarken, yardımlarımız barış için” dedi.
Türkiye'nin dış yardımlardaki en önemli kuruluşu olan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Başkanı Serdar Çam ile Kudüs'teki son gelişmeler ve Filistinlilere yönelik Türkiye'nin yardımlarını konuştum. Filistin'e yönelik insani yardımları içeren 600 projeyi gerçekleştirdiklerini belirten Çam, "Kalkınma yardımı olarak dolaylı etkilerini koyduğumuz zaman milyar dolarları aştı. Orada barışın, huzurun tesisi elzemdir. Barış ve huzurla birlikte ekonomi canlanacak. Ve bir şekilde çatışmalar azalacak. İnsani yardımlarımız barış için" dedi. TİKA Başkanı Çam Milliyet'in sorularını şöyle yanıtladı:
– TİKA Filistin'e ne kadarlık bir yardım sağladı?
Filistin'e doğuşundan bu yana Türkiye hassas bir şekilde yaklaşmıştır. Adaletin tesis edilmesi için gasp edilen hakların tekrar iade edilmesi ve bölgede barış ile huzurun sağlanması noktasında Türkiye Cumhuriyeti çok eskiden beri ve son dönemlerde artırarak bu manada katkı vermeye çalışıyor. Diplomatik ilişkilerin sağlıklı bir zemine oturtulması ile birlikte de bölgede dengeli ve barışın tesis edilmesine dönük bir çabanın, gayretin içinde hep olmuştur. Ama maalesef son yıllarda yaşanan hadiseler hepimizin malumu. Biz mümkün olabildiğince siyasetin dışında olaya tamamen insani ve vicdani bir bakış açısıyla Cumhurbaşkanımızın ve devletimizin bize vermiş olduğu görevleri yerine getirmeye çalışıyoruz. Son 10 yıldır çok özel yatırımlar yaptık. Gerek Batı Şeria'da gerek Kudüs'te gerekse Gazze'de. Bu manada biz dolaylı olarak çatışmaların azalması tansiyonun düşürülmesi ve tarafların birbirine katkı sağlayacak zeminlerin oluşması için çaba sarf ettik. Yatırımlarımız arasında istihdam oluşturucu zeytinyağı fabrikası gibi tavukçuluk projesi gibi ekonomiye dönük gelir elde edici çalışmaların yanında ağır yaraların sarılmasına dönük sosyal alt yapıların güçlendirilmesine dönük çalışmalar yapıldı. Şu an büyük bir hastane projesi Gazze'de bitti. Hemen hemen her sene 1 tane okul tamamlayıp açtık ve Filistinlilere sunduk. Yani eğitimin, altyapının güçlendirilmesi ve bir şekilde gençliğin eğitimli bir şekilde geleceğe gidebilmesine katkı sağlamak üzere çalışmalarımız ve çabalarımız oldu. Açık ve şeffaf bir süreci yürüttük. Özellikle belli noktalarda Filistin makamları ve Ramallah Hükümetiyle zaman zaman İsrail'in bir teşkilatı ile Filistin'in işgal edilmiş topraklarla ilgili izinlerin alınması ve süreçlerin yürütülmesi için ofisimiz ve elçilik kanalıyla çalışmalar yaptık. Bugün bakıldığında 600'e yaklaşan projeyi tamamlamış olan bir ofisimiz var. Kalkınma yardımı olarak dolaylı etkilerini koyduğumuz zaman milyar dolarları aştı. Sadece TİKA olarak değil Türkiye'nin Kızılay ve diğer yardım kuruluşlarıyla birlikte.
Nüfus çoğalıyor
– Bölgede barışa yönelik neler yapılması lazım?
Temel noktada bakıldığında Filistin'in nüfusu giderek artıyor. 1948 ve 1967 Araplarıyla bakıldığında o topraklarda neredeyse nüfusların eşitlendiği bir duruma gelinmiş noktada. Dolayısıyla yok sayılabilecek, dışlanabilecek bir kitle olmadığı apaçık ortada. Bugün ne kadar problemler ötelenirse ötelensin gerek İsrail gerekse Filistin makamlarının her zaman aklından çıkarmamaları gereken hadise gelecekte ne olacak? Yani 10, 20, 30 sene sonra ne olacak? Bugün 2 milyona ulaşmış Gazze bölgesini bir şekilde elde tutarak yönetilme noktasını sağlasanız bile bu nüfus giderek artacak. Gelecekteki bu nüfusu yönetebilme kabiliyeti giderek zorlaşacak. Onun için orada barışın huzurun tesisi elzemdir. Barış ve huzurla birlikte ekonomi canlanacak. Ve bir şekilde çatışmalar azalacak. İnsani yardımlarımız barış için.
'Bölgede dengeleri bozmaya çalışmanın faturası ağır olur'
– ABD'nin tavrı ve İsrail Parlamentosunun son kararı bölgeye ne getirir?
O topraklarda yaşayan insanların kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ve dengeli hareket etmesi gerekir. Bu durum Erbil'de, Kuzey Irak'ta yaşandı. Dışarıdan gelen itici güçle ya da gazı yiyerek, destek alarak dış dünyadan, kıtalar ötesinden gelen bir torpille o bölgede dengeleri bozmaya çalışmanın faturasını çok ağır bir şekilde ödeme ihtimali var. O bölgede barışın tesis edilmesi 96-97 yılında Arafat döneminde kendilerinin içinde çıkan barış yanlısı İzak Rabin'in daha sonra katledilen Başbakanları dönemine bakıldığında hep o bölgede çözüme dönük çalışmalar yapılıyor. Şimdi 'güç bende dolayısıyla ben haklıyım' modunda bir sertlik yanlısı var. Ama İsrail içinde önemli bir kesimi sol ve liberal kesime bakıldığında da çok dengeli makul ve bölgede barışın tesis edilmesine dönük dengeci bir yaklaşımı olan siyasi bir hareket de var. Mevcut hükümet de bu çok uç noktada ve radikal hareketlerle bu liberaller arasında bir denge oluşturmaya çalışıyor. Bu manada uluslararası bir takım torpilleri, destekleri de kullanarak hareket ediyor. Uzun vadede kesinlikle bu tip hareketler bölgede barışın tesis edilmesine fayda değil zarar getirir. Yani Türkiye hiç bir zaman adaletten kopmadı. İsrail'i diplomatik olarak tanımasıyla birlikte başlayan süreçte aslında hep bölgede kalıcı, adil bir barış için de iki devletli bir sürecin yürütülmesi noktasında önemli katkılar sağladı. Dolayısıyla Türkiye'nin bölgedeki barışa yönelik çalışmalarını yapıcı ve kuşatıcı adaletli yaklaşımını bir şekilde fırsata çevirme noktasında olmaları lazım.
Yani uzaklardan bu bölgeyi tanımayan, sadece güce dönük hareketlerle ve konjonktürel siyasi avantajlara dönüştürebilecek manevralarla buralardan sonuç çıkması mümkün değil.
'İsrailliler de tepkili'
– İsrail halkının bakışı nasıl?
İçlerinden bir kesim maalesef marjinal ve radikal yaklaşım içinde. Sürekli göç alıyor ve belirli şekillerde pastanın bölüşülmesi noktasında bir sertleşme yanlısı var. Adamın evine gidip işgal ederek oturan, ondan sonra rezillik, olay, sonra kavga gürültünün arasında da orayı bir şekilde kontrol altına alabilecek bir yapının çalışması mevcut. Ama gerçekten makul yaklaşan ve dengeli bir şekilde özellikle geçmiş dönemlerde Avrupa ve Almanya'da yaşanan o marjinal hareketlerin, sertlik yanlısı ırkçı tavırların hiç bir şekilde fayda vermediğini bilen çok eleştirel yaklaşan belirli bir kesim de var. Dolayısıyla bilgileri doğru alan ve objektif hareket eden belirli bir kesimin bu süreci kesinlikle tasvip etmediğini, özellikle son çıkan yasada da Tel Aviv'de gösteriler yapan İsraillilerin olduğunu görüyoruz. Hem Filistinlilerin içinde makul yaklaşanlar hem İsrail tarafındaki makul yaklaşanların ortak kanallar oluşturarak bu sürecin dengeli bir noktaya gelmesine katkı vermek lazım.
– İslam coğrafyasının tutumu nasıl?
İslam coğrafyasında da marjinal hareketlerin, siyasallaşmış radikal bir takım hareketlerin etkin olması ve olayı tamamen sertlik yanlısına dönüştürmek suretiyle olayların karıştırılmasından fayda uman bir kesim de var. Onun zararları oluyor. Açıkçası Arap dünyası içinde de Türkiye muhalifi olan Türkiye'nin bölgede etkin olmasını istemeyen, dengelerin kurulması başarılı bir şekilde alt yapılarının kurulmasına katkı sağlanmasına çaba sarf eden Türkiye'nin bu başarısından haz duymayan maalesef İslam ülkeleri içinde de ne idüğü belirsiz yansımalar var. Dolayısıyla bunlar bir araya geldiğinde çok çarpık dengesiz kontrol edilemeyen bir süreç yaşandığını görüyoruz.
– Arap dünyası biraz daha ilgi gösterse Filistin sorunu bu noktaya gelmezdi diyebilir miyiz?
Arap dünyasının içinde de karışıklıklar var. Filistin davasını kendi içinde bölücü bir yapıya sokmaya çalışan, Ramallah hükümetini devirip kendilerine yakın olabilen ve çeşitli noktalarda siyasi taraflara çekmeye çalışan değişik isimlerin değişik oyuncuların sisteme sokulmaya çalışıldığı bir anlayış da var. Bütün bu kargaşa açıkçası Ramallah Hükümetinin elini de zayıflatmakta ve barış süreci zemininin gevşemesine neden olmakta.
'Kudüs'teki barış dünyayı da etkiler'
– Barış için dünyaya çağrınız ne olur?
Kudüs başta olmak üzere Filistin toprakları pek çok kültür ile Hıristiyanlığın, Museviliğin ve İslamın tarihteki peygamberlerine ev sahipliği yapmış olduğu bir şehir. 1917'ye Osmanlı'nın çekilişine kadarki süreye bakıldığında aslında burada bir çatışma yok. 1. Dünya Savaşı'nda devletlerin bölgedeki paylaşımları neticesinde Osmanlı'nın oradan çekilmesi ve 1948 yılına kadar geçen süreç. Bakıldığında bu şehir bütün dünyaya aslında barış mesajı vermesi gereken ve dengeli bir şekilde yaşanmasını teşvik edebilecek bir alt yapıya, kodlara sahip. Bunu bu şehirde makul yaklaşan insanlarla başarabilmeleri mümkün. Yani paylaşılmayacak hiç bir şey yok. Bu kadim şehir bütün Müslümanlara da Hıristiyanlara da Yahudilere de yetecek kadar tarihi geçmişiyle alt yapısını sağlayabilecek bir yapıda. Dolayısıyla bir dini inancın bir siyasi örgütün kontrolüne geçirilmesine zemin oluşturulmasıyla birlikte bütün dünya harekete geçiyor. Milyarları etkileyen bir şehir burası. Milyarların huzuru, sükuneti ve dengeli bir şekilde yaklaşımı için bu bölgelerde çatışmayı azaltacak çaba aslında bütün dünyadaki çatışmayı azaltacaktır. Buradan bütün kıtalara aslında barış mesajı gidecektir. Bunu başarabilmek mümkündür. Bir tek şartla; Türkiye'nin kıymetini bilmekle. Ankara'nın, Sayın Cumhurbaşkanımızın samimi çabalarını, bir şekilde çatışmaları bir tarafa bırakarak, sözel dalaşmaları bir tarafa bırakarak Ankara'yı anlayarak sadece adaletine güvenerek bu dengelerin korunması mümkün. Onun için TİKA olarak bu dengelerin sağlanmasıyla birlikte dolaylı olarak barışın ve huzurun teminine çaba sarf eden kuruluşlar olarak başarılı olacağımızı düşünüyorum. Nerede sıkıntı varsa orada etkin olmaya çalışarak oradaki alt yapının güçlenmesi ihtiyaçlarının giderilmesiyle sadece kavga ile değil barışla da bu işin çözülebileceğini anlatmaya çalışıyoruz. Onun için şuanda bizim nerede çatışma varsa orada ofislerimizin olduğunu görmek lazım. Nerede bir kriz varsa oraya giderek krizin büyümemesi ve çatışmaların artmaması için ekonomik desteklerle kalkınma hamleleriyle çaba sarf ediyoruz.
'Filistin'in yanındayız'
– TİKA'ya yönelik eleştirilere yanıtınız ne olacak?
Biz nerede mazlum varsa devlet olarak millet olarak her zaman onların yanında olduk. Bugün yeryüzünün en mazlum milletlerinin başında Filistinliler geliyor. Haksızlıkla, acımasızlıkla vefasızlıkla bugün koca bir topluluk kendi doğdukları topraklarda çok acı çekerek var olma mücadelesi veriyor. Onun için Türkiye olarak ne pahasına olursa olsun Filistin davasının yanında olacağız. Ve bütün kuruluşlarımızla, ekonomik imkânlarımızla o topraklara destek olacağız. O topraklardaki adaletin tesis edilmesi ve yaşatılması, bu hiç bir zaman anti İsraillilik yaklaşımı olarak algılanamaz. Biz aynı şeyi 1. Dünya savaşında Musevilere de yaptık. Nerede mazlum varsa biz zalimin değil mazlumun yanında yer alacağız. Biz bunları yaparken iyi ilişkiler ve diplomatik kurallara riayet ederek karşılıklı ikna ve bilgilendirme çalışmalarını yaparak projelerimizi yapacağız. TİKA aleyhinde iftiralar, TİKA'nın Batı Şeria ve Gazze'de etkin olmasını içine sindiremeyenler bir şekilde iftiralar atarak dolaylı olarak 'terörizme destek oluyor' gibi bir takım yaklaşım ve iftiralarla bizim önümüzü kesmeye çalışma hadiselerini biz kesinlikle kabul etmiyoruz. Açıkçası TİKA'nın varlığı gerek İsrail'in gerek Filistin'in dolaylı ve uzun vadede, onların barış ve huzur adına lehlerine olduklarını çok iyi biliyorlar.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından THY, Anadolu Ajansı ve TRT iş birliğinde üniversite öğrencilerine küresel gönüllülük bilinci kazandırılması amacıyla düzenlenen "2018 Tecrübe Paylaşım Programı’nın tanıtım toplantısı yapıldı.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından Türk Hava Yolları (THY), Anadolu Ajansı (AA) ve TRT iş birliğinde üniversite öğrencilerine küresel gönüllülük bilinci kazandırılması amacıyla düzenlenen "2018 Tecrübe Paylaşım Programı"nın tanıtım toplantısı, TÜGVA Florya Yükseköğretim Erkek Öğrenci Yurdu'nda yapıldı.
Toplantının açılışında konuşan Dünya Etnospor Konfederasyon Başkanı Bilal Erdoğan, TİKA'yı tebrik ederek, bugün gelinen noktada özellikle TİKA'nın merkezinde olduğu yurt dışı yardımlarla Türkiye'nin, dünyada bu konuda birinci sıraya yerleştiğini ifade etti.
Türkiye'nin milli gelire oranla yurt dışı yardımlarda birinci sıradayken 2017 rakamları itibarıyla artık miktar olarak da birinci sırada yer aldığını aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:
"Miktar olarak birinci sırada olmak ne demek? Amerika, İngiltere, Japonya, Çin, Hindistan'dan daha fazla sınırlarının dışında kalkınma yardımı yapan bir ülkeyiz. Ekonomik büyüklük olarak 17. sıradayız. Dünyanın ekonomik olarak 17. sırada yer alan ülkesi, dış yardımlarda birinci sırada. Bu bizim kendimizle gurur duymamız, ecdadın bıraktığı yerden bayrağı alıp ileriye götürdüğümüzü tespit etmemiz için çok çarpıcı. Bizim üstümüzdeki 16 ekonominin de üzerine düşeni ne denli yapmadığını göstermesi açısından da çok çarpıcı. Bugün dünyanın yaşadığı ekonomik, sosyal sıkıntıyı konuşuyorsak eminim bu tablonun, sıkıntıların altyapı ve sebepleri noktasında çok ilişkili olduğunu değerlendirmek lazım.
İnşallah Türkiye hiçbir karşılık beklemeden sadece insanlara insan olduğu için, kul olduğu için, Allah yarattığı için yardım etme anlayışıyla bu çalışmalarını güçlendirerek sürdürecektir."
"Türkiye, TİKA ve Erdoğan isminin ne kadar değerli olduğunu göreceksiniz"
Yakın zamanda Moğalistan ve Kırgızistan gezileri olduğunu anlatan Bilal Erdoğan, şöyle konuştu:
"Moğalistan'a Türkiye'nin geride kalan 16 yılda yaptığı yardımları görünce şunu hakikaten düşünmemek elde değil. 3 milyon nüfuslu, Türkiye ile ticari bağları kısıtlı olan, uzakta olan bir ülkeye bu kadar yardımı Türkiye herhangi bir menfaat için yapıyor olamaz. Moğalistan'ın petrolü mü, madeni mi, hangi menfaat, siyasi ve ekonomik kaygı? Bunların hiçbirinin olmadığı nice ülkelere Türkiye çok esaslı, ciddi yardımlar yapmaktadır. Hakikaten Türkiye'nin aslında dünyaya ders ve ilham verecek bir çalışmasıdır bu. Hakikaten gittiğinizde göreceksiniz, projenin sanıyorum en önemli sonuçlarından biri bu olacak. Gittiğiniz ülkelerde Türkiye'nin isminin, TİKA'nın isminin, Recep Tayyip Erdoğan'ın isminin ne kadar değerli olduğunu gördüğünüzde, ülkenizle, cumhurbaşkanınızla, kurumlarınızla ciddi anlamda gurur duyacaksınız, bu da en büyük kazanımlarınızdan biri olacak."
"Sadece bir gezi gibi bakmamanız lazım"
Dünya Etnospor Konfederasyon Başkanı Bilal Erdoğan, öğrencilere gittikleri ülkelerle ilgili şu tavsiyelerde bulundu:
"Sıkıntı yaşayabilirsiniz, gittiğiniz yerlerin imkanlarını çok beğenmeyebilirsiniz. Türkiye'nin altyapı hizmetleri ve standartlar noktasında ne tür seviyeye geldiğini de bu ülkelere gittiğinizde görmüş olacaksınız. O ülkeler için Türkiye'nin ne anlama geldiğini görmüş olacaksınız. Bunun yanında da gittiğiniz zaman belki çok net olarak ne iş yapacağınızı bulamadığınız anlar olabilir. Muhakkak işe yarayacağınız bir şey bulmanız, sadece bir gezi gibi bakmamanız lazım. Hiç olmazsa ihtiyaç sahibi birinin yanında durursunuz, güler yüz gösterirsiniz. Ama tabii ki boya yapanlar, yük taşıyanlar, hamallık yapanlar olacak.
Bakın ABD'nin Barış Kuvvetleri adı verilen bir programı var, bu projenin ilham kaynağı diyebiliriz. Bu proje ile ABD, yaz dönemlerinde üniversite öğrencilerini Amerikan Kalkınma Teşkilatı'nın projelerini yaptığı bölgelere gönderirler. Amerikalı öğrenciler de buralarda genelde İngilizce öğretmenliği yaparlar. Ancak şöyle bir çarpıcı tarafı var, bu projeye genelde Amerikan kilise vakıfları ve misyonerler ağırlık gösterirler. Hem ülkelerinin dünyadaki gücünü görerek emperyal bir vizyon kazanırlar hem de misyonerlik faaliyetlerine katkıda bulunurlar."
"Gençlerin dünya vizyonunun büyümesine katkıda bulunacak"
Gençlerin bu projeyi küçümsememesi gerektiğini belirten Erdoğan, bu projenin gençlerin dünya vizyonunun büyümesine katkıda bulunacağını, hem de gittikleri ülkelerdeki ihtiyaç sahibi insanlara karşı fedakarlık duygusunun güçlenmesini sağlayacağını ifade etti.
Bundan 14 sene önce iki yıl süreyle Dünya Bankası'nda çalıştığını anlatan Bilal Erdoğan, Orta Doğu, Balkanlar'da yapılan birçok projede, projede çalışanlara ait masrafların, projenin kendisi kadar maliyetli olduğunu gördüğünü dile getirdi.
Bilal Erdoğan, geçen yıllarda Türkiye'de büyük bir firmanın sosyal sorumluluk projesi kapsamında doğuda bir okul inşa ettirdiğini, sonradan reklama ayrılan bütçenin inşaat projesinden daha fazla olduğunu öğrendiğini anlatarak, sözlerine şöyle devam etti:
"Uluslararası kalkınma kurumları da Dünya Bankası, IMF, Amerikan Kalkınma Teşkilatı, Fransız Kalkınma Ajansı gibi kurumlar da biraz 'dostlar alış verişte görsün' diye bu işleri yaparlar. Ülkemizde Suriyeli mültecileri misafir olarak kabul ettiğimiz dönemlerde Nizip'te bir çadır kentte, UNESCO logosu gördük. Ne yapıyorlar acaba burada dedim. Biraz hoşuma da gitti, demek ki buraya geliyorlar yardım ediyorlar… 'Ne yapıyorsunuz?' Pek cevap da yok. Çocuklara birer çanta dağıtmışlar ondan sonra oradan görüntü veriyorlar. Diğer işleri kim yapıyor? Hepsi bizim devletimizin, AFAD'ın, Kızılay'ın çalışmalarıyla yapılan işler. Türkiye'nin yardımlarının maalesef reklam boyutu çok eksik. Dünyaya mesaj verecek boyutta işler yapıyoruz ama dünyaya anlatmakta zayıf kaldık. Onun için bu projenin sponsorları arasında TRT ve Anadolu Ajansı'nın bulunması çok önemli. Ülkemizi dünyada anlatma misyonu da olan bu kurumlarımızın, bu projeyi de iyi bir şekilde dünyaya anlatması, bu vesileyle TİKA'nın projelerini de dünyada çok daha esaslı bir şekilde işlemesi gerektiğini düşünüyorum. THY'nin sponsorluğu önemli."
"Siz de şu anda bir hayrın bir parçasını ifa edeceksiniz"
Toplantının açılışında konuşan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanı Serdar Çam, 30 ülkeye gidecek yaklaşık 500 öğrencinin, öncelikli olarak sağlık ve afiyet içinde kazasız, belasız, huzur içinde giderek görevlerini yapıp, katkılarını sunup dönmeleri için dua ettiklerini söyledi.
Bir gencin en önemli katkısının kendi medeni ve bilgi birikimini kullanarak katkı vermesi olduğunu dile getiren Çam, gidecek öğrencilerin de şu anda bir hayrın bir parçasını ifa edeceklerini ama bunun, hayatlarında önemli bir açılım olacağını ve bundan sonraki süreçte de farklı STK'larda belki daha da değişik görevlerde bu çalışmalara başlamış olacaklarını ifade etti.
Dünyanın ciddi manada bir kriz içinde olduğunu aktaran Çam, şunları kaydetti:
"Acze düşen devletler, yetersiz kalan devlet bürokrasileri, siyasetin olduğu bir dünyada sivil toplum örgütlerinin önemi giderek artmaktadır. Giderek ihtisaslaşmış, belli alanları bilen, belli konulara hakim olan kadroların öne çıkması gerektiği bir dünyaya doğru gidiyoruz. İnşallah bundan sonraki süreçte dünyamız çok daha sağlıklı, düzgün bir ortama oturur. Duamız var. Gayreti var Türkiye'nin, Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere devletimizin büyük bir çabası var ama maalesef yaşanan hadiselere bakıldığında giderek zorluğa doğru yaklaşan bir dünya var. Böyle bir dünyada burada yetişmiş gençlerimizin çok önemli katkıları olacaktır. Pek çok krizin çözülmesine, kriz sonrası iyileştirmelerin, tedavi edilmelerin, rehabilitasyonların, rahatlamaların yapılması noktasında çabalarınız olacak."
Serdar Çam, "Irak'a, Suriye'ye baktığınızda veya civarımızdaki bütün mazlum coğrafyaya baktığınızda, önce bir zulüm ve saldırı neticesinde yakılmış, yıkılmış şehirler daha sonra acil bir şekilde insani yardımlara ihtiyacı olan insanlara müdahale süreci ve sonra tekrar o beldelere döndüğünde de tekrar o yaşamı, tekrar başlatmak gibi bir çabanın geçtiği bir döngünün içine girdiğini görüyoruz." diye konuştu.
Şu an Telafer'de temizlemeye, yardımcı olmaya çalışan bir TİKA'nın, Türkiye'nin olduğunu vurgulayan Çam, yakılıp, yıkılıp, onarılıp tekrar yakılıp, yıkılıp, onarılan bir dünyada, bu dünyaya karşı duracak bir Türkiye'nin olduğunu, dolayısıyla 'Dünya 5'ten büyüktür' mesajını veren Türkiye'nin gençlik hareketi olarak, öğrencilerin değişik tecrübelerle katkıları olacağına işaret etti.
Öğrencilere tavsiyelerde bulunan Çam, sözlerini, şöyle tamamladı:
"Her saniyenizi her dakikanızı inşallah bir ibadet şeklinde dolu dolu geçirerek oradaki insanlara mesajlar verebilmek, satır arasındaki mesajları da alıp ülkemize dönebilmemiz ve hayatımızda yepyeni bir süreci başlatabilmek. Dolayısıyla bu seyahatimizin dönüşünden sonra ben yepyeni bir süreçle birlikte her birinizin bir TİKA'cı adayı olacağını düşünüyorum. Çünkü TİKA demek aslında Türkiye'nin özüdür, bir parçasıdır. Sivil toplum örgütleriyle birlikte yapmaya çalıştığımız hadisenin aslı ve özünde bir hedef aynılığı niteliği vardır. Allah'ın rızasını kazanmak ve bir şekilde oradaki mazlumun ihtiyaçlarını gidermektir. Siz de inşallah bunları başarıp geleceksiniz. Bu projeye katkı veren Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürümüz Şenol Kazancı Bey'e, TRT Genel Müdürümüz İbrahim Eren Bey'e, TÜGVA Genel Başkanımız İsmail (Emanet) Bey'e ve bütün bu çalışmaların ulaşımlarını sağlayan Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı İlker Aycı Bey'e ve bütün arkadaşlarımıza hassaten teşekkür ediyorum."
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından THY, Anadolu Ajansı ve TRT iş birliğinde üniversite öğrencilerine küresel gönüllülük bilinci kazandırılması amacıyla düzenlenen "2018 Tecrübe Paylaşım Programı’nın tanıtım toplantısı yapıldı.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından Türk Hava Yolları (THY), Anadolu Ajansı (AA) ve TRT iş birliğinde üniversite öğrencilerine küresel gönüllülük bilinci kazandırılması amacıyla düzenlenen "2018 Tecrübe Paylaşım Programı"nın tanıtım toplantısı, TÜGVA Florya Yükseköğretim Erkek Öğrenci Yurdu'nda yapıldı.
Toplantının açılışında konuşan Dünya Etnospor Konfederasyon Başkanı Bilal Erdoğan, TİKA'yı tebrik ederek, bugün gelinen noktada özellikle TİKA'nın merkezinde olduğu yurt dışı yardımlarla Türkiye'nin, dünyada bu konuda birinci sıraya yerleştiğini ifade etti.
Türkiye'nin milli gelire oranla yurt dışı yardımlarda birinci sıradayken 2017 rakamları itibarıyla artık miktar olarak da birinci sırada yer aldığını aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:
"Miktar olarak birinci sırada olmak ne demek? Amerika, İngiltere, Japonya, Çin, Hindistan'dan daha fazla sınırlarının dışında kalkınma yardımı yapan bir ülkeyiz. Ekonomik büyüklük olarak 17. sıradayız. Dünyanın ekonomik olarak 17. sırada yer alan ülkesi, dış yardımlarda birinci sırada. Bu bizim kendimizle gurur duymamız, ecdadın bıraktığı yerden bayrağı alıp ileriye götürdüğümüzü tespit etmemiz için çok çarpıcı. Bizim üstümüzdeki 16 ekonominin de üzerine düşeni ne denli yapmadığını göstermesi açısından da çok çarpıcı. Bugün dünyanın yaşadığı ekonomik, sosyal sıkıntıyı konuşuyorsak eminim bu tablonun, sıkıntıların altyapı ve sebepleri noktasında çok ilişkili olduğunu değerlendirmek lazım.
İnşallah Türkiye hiçbir karşılık beklemeden sadece insanlara insan olduğu için, kul olduğu için, Allah yarattığı için yardım etme anlayışıyla bu çalışmalarını güçlendirerek sürdürecektir."
"Türkiye, TİKA ve Erdoğan isminin ne kadar değerli olduğunu göreceksiniz"
Yakın zamanda Moğalistan ve Kırgızistan gezileri olduğunu anlatan Bilal Erdoğan, şöyle konuştu:
"Moğalistan'a Türkiye'nin geride kalan 16 yılda yaptığı yardımları görünce şunu hakikaten düşünmemek elde değil. 3 milyon nüfuslu, Türkiye ile ticari bağları kısıtlı olan, uzakta olan bir ülkeye bu kadar yardımı Türkiye herhangi bir menfaat için yapıyor olamaz. Moğalistan'ın petrolü mü, madeni mi, hangi menfaat, siyasi ve ekonomik kaygı? Bunların hiçbirinin olmadığı nice ülkelere Türkiye çok esaslı, ciddi yardımlar yapmaktadır. Hakikaten Türkiye'nin aslında dünyaya ders ve ilham verecek bir çalışmasıdır bu. Hakikaten gittiğinizde göreceksiniz, projenin sanıyorum en önemli sonuçlarından biri bu olacak. Gittiğiniz ülkelerde Türkiye'nin isminin, TİKA'nın isminin, Recep Tayyip Erdoğan'ın isminin ne kadar değerli olduğunu gördüğünüzde, ülkenizle, cumhurbaşkanınızla, kurumlarınızla ciddi anlamda gurur duyacaksınız, bu da en büyük kazanımlarınızdan biri olacak."
"Sadece bir gezi gibi bakmamanız lazım"
Dünya Etnospor Konfederasyon Başkanı Bilal Erdoğan, öğrencilere gittikleri ülkelerle ilgili şu tavsiyelerde bulundu:
"Sıkıntı yaşayabilirsiniz, gittiğiniz yerlerin imkanlarını çok beğenmeyebilirsiniz. Türkiye'nin altyapı hizmetleri ve standartlar noktasında ne tür seviyeye geldiğini de bu ülkelere gittiğinizde görmüş olacaksınız. O ülkeler için Türkiye'nin ne anlama geldiğini görmüş olacaksınız. Bunun yanında da gittiğiniz zaman belki çok net olarak ne iş yapacağınızı bulamadığınız anlar olabilir. Muhakkak işe yarayacağınız bir şey bulmanız, sadece bir gezi gibi bakmamanız lazım. Hiç olmazsa ihtiyaç sahibi birinin yanında durursunuz, güler yüz gösterirsiniz. Ama tabii ki boya yapanlar, yük taşıyanlar, hamallık yapanlar olacak.
Bakın ABD'nin Barış Kuvvetleri adı verilen bir programı var, bu projenin ilham kaynağı diyebiliriz. Bu proje ile ABD, yaz dönemlerinde üniversite öğrencilerini Amerikan Kalkınma Teşkilatı'nın projelerini yaptığı bölgelere gönderirler. Amerikalı öğrenciler de buralarda genelde İngilizce öğretmenliği yaparlar. Ancak şöyle bir çarpıcı tarafı var, bu projeye genelde Amerikan kilise vakıfları ve misyonerler ağırlık gösterirler. Hem ülkelerinin dünyadaki gücünü görerek emperyal bir vizyon kazanırlar hem de misyonerlik faaliyetlerine katkıda bulunurlar."
"Gençlerin dünya vizyonunun büyümesine katkıda bulunacak"
Gençlerin bu projeyi küçümsememesi gerektiğini belirten Erdoğan, bu projenin gençlerin dünya vizyonunun büyümesine katkıda bulunacağını, hem de gittikleri ülkelerdeki ihtiyaç sahibi insanlara karşı fedakarlık duygusunun güçlenmesini sağlayacağını ifade etti.
Bundan 14 sene önce iki yıl süreyle Dünya Bankası'nda çalıştığını anlatan Bilal Erdoğan, Orta Doğu, Balkanlar'da yapılan birçok projede, projede çalışanlara ait masrafların, projenin kendisi kadar maliyetli olduğunu gördüğünü dile getirdi.
Bilal Erdoğan, geçen yıllarda Türkiye'de büyük bir firmanın sosyal sorumluluk projesi kapsamında doğuda bir okul inşa ettirdiğini, sonradan reklama ayrılan bütçenin inşaat projesinden daha fazla olduğunu öğrendiğini anlatarak, sözlerine şöyle devam etti:
"Uluslararası kalkınma kurumları da Dünya Bankası, IMF, Amerikan Kalkınma Teşkilatı, Fransız Kalkınma Ajansı gibi kurumlar da biraz 'dostlar alış verişte görsün' diye bu işleri yaparlar. Ülkemizde Suriyeli mültecileri misafir olarak kabul ettiğimiz dönemlerde Nizip'te bir çadır kentte, UNESCO logosu gördük. Ne yapıyorlar acaba burada dedim. Biraz hoşuma da gitti, demek ki buraya geliyorlar yardım ediyorlar… 'Ne yapıyorsunuz?' Pek cevap da yok. Çocuklara birer çanta dağıtmışlar ondan sonra oradan görüntü veriyorlar. Diğer işleri kim yapıyor? Hepsi bizim devletimizin, AFAD'ın, Kızılay'ın çalışmalarıyla yapılan işler. Türkiye'nin yardımlarının maalesef reklam boyutu çok eksik. Dünyaya mesaj verecek boyutta işler yapıyoruz ama dünyaya anlatmakta zayıf kaldık. Onun için bu projenin sponsorları arasında TRT ve Anadolu Ajansı'nın bulunması çok önemli. Ülkemizi dünyada anlatma misyonu da olan bu kurumlarımızın, bu projeyi de iyi bir şekilde dünyaya anlatması, bu vesileyle TİKA'nın projelerini de dünyada çok daha esaslı bir şekilde işlemesi gerektiğini düşünüyorum. THY'nin sponsorluğu önemli."
"Siz de şu anda bir hayrın bir parçasını ifa edeceksiniz"
Toplantının açılışında konuşan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanı Serdar Çam, 30 ülkeye gidecek yaklaşık 500 öğrencinin, öncelikli olarak sağlık ve afiyet içinde kazasız, belasız, huzur içinde giderek görevlerini yapıp, katkılarını sunup dönmeleri için dua ettiklerini söyledi.
Bir gencin en önemli katkısının kendi medeni ve bilgi birikimini kullanarak katkı vermesi olduğunu dile getiren Çam, gidecek öğrencilerin de şu anda bir hayrın bir parçasını ifa edeceklerini ama bunun, hayatlarında önemli bir açılım olacağını ve bundan sonraki süreçte de farklı STK'larda belki daha da değişik görevlerde bu çalışmalara başlamış olacaklarını ifade etti.
Dünyanın ciddi manada bir kriz içinde olduğunu aktaran Çam, şunları kaydetti:
"Acze düşen devletler, yetersiz kalan devlet bürokrasileri, siyasetin olduğu bir dünyada sivil toplum örgütlerinin önemi giderek artmaktadır. Giderek ihtisaslaşmış, belli alanları bilen, belli konulara hakim olan kadroların öne çıkması gerektiği bir dünyaya doğru gidiyoruz. İnşallah bundan sonraki süreçte dünyamız çok daha sağlıklı, düzgün bir ortama oturur. Duamız var. Gayreti var Türkiye'nin, Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere devletimizin büyük bir çabası var ama maalesef yaşanan hadiselere bakıldığında giderek zorluğa doğru yaklaşan bir dünya var. Böyle bir dünyada burada yetişmiş gençlerimizin çok önemli katkıları olacaktır. Pek çok krizin çözülmesine, kriz sonrası iyileştirmelerin, tedavi edilmelerin, rehabilitasyonların, rahatlamaların yapılması noktasında çabalarınız olacak."
Serdar Çam, "Irak'a, Suriye'ye baktığınızda veya civarımızdaki bütün mazlum coğrafyaya baktığınızda, önce bir zulüm ve saldırı neticesinde yakılmış, yıkılmış şehirler daha sonra acil bir şekilde insani yardımlara ihtiyacı olan insanlara müdahale süreci ve sonra tekrar o beldelere döndüğünde de tekrar o yaşamı, tekrar başlatmak gibi bir çabanın geçtiği bir döngünün içine girdiğini görüyoruz." diye konuştu.
Şu an Telafer'de temizlemeye, yardımcı olmaya çalışan bir TİKA'nın, Türkiye'nin olduğunu vurgulayan Çam, yakılıp, yıkılıp, onarılıp tekrar yakılıp, yıkılıp, onarılan bir dünyada, bu dünyaya karşı duracak bir Türkiye'nin olduğunu, dolayısıyla 'Dünya 5'ten büyüktür' mesajını veren Türkiye'nin gençlik hareketi olarak, öğrencilerin değişik tecrübelerle katkıları olacağına işaret etti.
Öğrencilere tavsiyelerde bulunan Çam, sözlerini, şöyle tamamladı:
"Her saniyenizi her dakikanızı inşallah bir ibadet şeklinde dolu dolu geçirerek oradaki insanlara mesajlar verebilmek, satır arasındaki mesajları da alıp ülkemize dönebilmemiz ve hayatımızda yepyeni bir süreci başlatabilmek. Dolayısıyla bu seyahatimizin dönüşünden sonra ben yepyeni bir süreçle birlikte her birinizin bir TİKA'cı adayı olacağını düşünüyorum. Çünkü TİKA demek aslında Türkiye'nin özüdür, bir parçasıdır. Sivil toplum örgütleriyle birlikte yapmaya çalıştığımız hadisenin aslı ve özünde bir hedef aynılığı niteliği vardır. Allah'ın rızasını kazanmak ve bir şekilde oradaki mazlumun ihtiyaçlarını gidermektir. Siz de inşallah bunları başarıp geleceksiniz. Bu projeye katkı veren Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürümüz Şenol Kazancı Bey'e, TRT Genel Müdürümüz İbrahim Eren Bey'e, TÜGVA Genel Başkanımız İsmail (Emanet) Bey'e ve bütün bu çalışmaların ulaşımlarını sağlayan Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı İlker Aycı Bey'e ve bütün arkadaşlarımıza hassaten teşekkür ediyorum."
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından Makedonya Ceza İnfaz Kurumları’na teknik donanım desteğinde bulunuldu.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından uygulanan “Makedonya’daki Kamu Kurumlarının Kurumsal Kapasitesinin Güçlendirilmesi Programları” kapsamında, Makedonya Adalet Bakanlığı’na bağlı Ceza İnfaz Kurumlarının teknik altyapısının uluslararası standartlara ulaşması ve söz konusu kurumların hizmet sunumuna ivme kazandırılması amacıyla masaüstü bilgisayar, yazıcı, fotokopi cihazından oluşan teknik donanım desteği verildi. Temin edilen ekipmanlar, düzenlenen törenle yetkililere teslim edildi.
Üsküp’te gerçekleşen törene Makedonya Cumhuriyeti Adalet Bakanı Renata Deskoska, TİKA Üsküp Program Koordinatörü Aytekin Ayden, Ceza İnfaz Kurumları Genel Müdürü Jovica Stoyanoviç ile Makedonya genelinde görev yapan ceza infaz kurumu müdürleri katıldı.
Törende bir konuşma yapan Adalet Bakanı Renata Deskoska, TİKA’nın adalet alanında vermiş olduğu tüm desteklerden dolayı Türkiye Cumhuriyeti’ne teşekkürlerini sundu. Bakan Deskoska, Makedonya’daki cezaevlerinde şartların iyileştirilmesi sürecinin devam ettiğini, hükümetlerinin temel amaçlarından birinin de; cezaevlerindeki mahkûmlara daha iyi şartların oluşturulması olduğunu ifade etti. Bu doğrultuda tüm dost ülkelerle işbirliğine açık olduklarını, dost bir ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin de Makedonya’da sadece infaz kurumlarında değil, tüm adalet alanındaki şartların geliştirilmesinde önemli yardımı bulunduğunu belirtti.
Törende konuşan TİKA Üsküp Program Koordinatörü Ayden, TİKA olarak Makedonya Adalet Bakanlığı’ yla 2012 yılından itibaren kurumsal altyapıların güçlendirilmesi kapsamında birçok projeyi hayata geçirdiklerini belirterek, Kalkandelen ve Gostivar Asliye Mahkemeleri, Üsküp Temyiz Mahkemesi ve Devlet Avukatlığı ile Yargıtay Başkanlığı, Hakimler Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesi olmak üzere yargı alanında faaliyet gösteren kurumların kamusal hizmet kalitelerinin artırılması kapsamında projeler gerçekleştirildiğini ifade etti.
Bu proje ile Makedonya Adalet Bakanlığına bağlı Ceza İnfaz Kurumları’nda kullanılmak üzere bilişim altyapısının güçlendirmesi ve bu kurumların tamamında kullanılacak olan bu donanım malzemeleriyle hizmet sunumunda kalitenin ve hızın arttırılması hedefleniyor.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından Makedonya Ceza İnfaz Kurumları’na teknik donanım desteğinde bulunuldu.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından uygulanan “Makedonya’daki Kamu Kurumlarının Kurumsal Kapasitesinin Güçlendirilmesi Programları” kapsamında, Makedonya Adalet Bakanlığı’na bağlı Ceza İnfaz Kurumlarının teknik altyapısının uluslararası standartlara ulaşması ve söz konusu kurumların hizmet sunumuna ivme kazandırılması amacıyla masaüstü bilgisayar, yazıcı, fotokopi cihazından oluşan teknik donanım desteği verildi. Temin edilen ekipmanlar, düzenlenen törenle yetkililere teslim edildi.
Üsküp’te gerçekleşen törene Makedonya Cumhuriyeti Adalet Bakanı Renata Deskoska, TİKA Üsküp Program Koordinatörü Aytekin Ayden, Ceza İnfaz Kurumları Genel Müdürü Jovica Stoyanoviç ile Makedonya genelinde görev yapan ceza infaz kurumu müdürleri katıldı.
Törende bir konuşma yapan Adalet Bakanı Renata Deskoska, TİKA’nın adalet alanında vermiş olduğu tüm desteklerden dolayı Türkiye Cumhuriyeti’ne teşekkürlerini sundu. Bakan Deskoska, Makedonya’daki cezaevlerinde şartların iyileştirilmesi sürecinin devam ettiğini, hükümetlerinin temel amaçlarından birinin de; cezaevlerindeki mahkûmlara daha iyi şartların oluşturulması olduğunu ifade etti. Bu doğrultuda tüm dost ülkelerle işbirliğine açık olduklarını, dost bir ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin de Makedonya’da sadece infaz kurumlarında değil, tüm adalet alanındaki şartların geliştirilmesinde önemli yardımı bulunduğunu belirtti.
Törende konuşan TİKA Üsküp Program Koordinatörü Ayden, TİKA olarak Makedonya Adalet Bakanlığı’ yla 2012 yılından itibaren kurumsal altyapıların güçlendirilmesi kapsamında birçok projeyi hayata geçirdiklerini belirterek, Kalkandelen ve Gostivar Asliye Mahkemeleri, Üsküp Temyiz Mahkemesi ve Devlet Avukatlığı ile Yargıtay Başkanlığı, Hakimler Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesi olmak üzere yargı alanında faaliyet gösteren kurumların kamusal hizmet kalitelerinin artırılması kapsamında projeler gerçekleştirildiğini ifade etti.
Bu proje ile Makedonya Adalet Bakanlığına bağlı Ceza İnfaz Kurumları’nda kullanılmak üzere bilişim altyapısının güçlendirmesi ve bu kurumların tamamında kullanılacak olan bu donanım malzemeleriyle hizmet sunumunda kalitenin ve hızın arttırılması hedefleniyor.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) desteğiyle Kastamonu’da Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından 12 ülkeden 26 bilim insanının katıldığı “Uluslararası Hukuk, Diplomasi ve İş Birliği Yaz Okulu” programı düzenlendi.
TİKA’nın desteği ile Kastamonu Üniversitesi’nin (KÜ) ev sahipliğinde düzenlenen programa, Türkiye başta olmak üzere Afganistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Bosna Hersek, Cezayir, Kazakistan, Kırgızistan, Makedonya, Moğolistan, Moldova ve Pakistan’dan 26 bilim insanı katıldı.
Düzenlenen programın Kastamonu’nun tanıtımına katkı sağlayacağını ifade eden KÜ Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın, “Bu tür talep ettiğimiz programların hepsini TİKA desteklemektedir. Bu programı da desteklemiştir. TİKA’ya ayrıca teşekkür ediyorum. Her türlü güzel faaliyetin içerisinde TİKA da yer almaktadır.” diye konuştu.
Yaz Okulu programının ikincisinin düzenlendiğini belirten TÜBA Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar, “Türk cumhuriyetleri ile komşu ve kardeş ülkelerden katılımcılar var. Beş gün boyunca katılımcılara konunun uzmanı akademi üyelerimiz ve akademi üyesi olmayan bilim insanlarımız tarafından uluslararası hukuk, bilim diplomasisi ve iş birliği konusunda çeşitli dersler verildi. Geçen yıl çok iyi geri dönüşler aldık. Türkiye ile kardeş, dost ve yakın ülkeler arasındaki işbirliğini bilimsel alanda da geliştirme bakımından önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
Kastamonu’nun 2018 Türk Dünyası Kültür Başkenti olduğunu ve buna katkı sağlamak istediklerini belirten Acar, “İmkânlarımız ölçüsünde faaliyetlerimiz devam edecek. İkincisini düzenlediğimiz Uluslararası Hukuk, Diplomasi ve İş Birliği Yaz Okulu TİKA’nın destekleriyle gerçekleştirdiğimiz bir program. Başka alanlarda da büyük ve güzel çalışmalar gerçekleştiren TİKA’mıza verdiği destek için teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Yaz Okulu Programı’nda “Uluslararası hukuk düzeninin temelleri, teknoloji, kalkınma ve çevre alanlarında işbirliği, bilim diplomasisi ve uluslararası bilimsel işbirliği, anlaşmazlıkların dostane çözümü, uluslararası kuruluşlar ve işbirliği, bölgesel sorunlar” gibi konulara ait dersler, TÜBA üyelerinin yanı sıra uzmanlar ve akademisyenler tarafından verildi.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) desteğiyle Kastamonu’da Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından 12 ülkeden 26 bilim insanının katıldığı “Uluslararası Hukuk, Diplomasi ve İş Birliği Yaz Okulu” programı düzenlendi.
TİKA’nın desteği ile Kastamonu Üniversitesi’nin (KÜ) ev sahipliğinde düzenlenen programa, Türkiye başta olmak üzere Afganistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Bosna Hersek, Cezayir, Kazakistan, Kırgızistan, Makedonya, Moğolistan, Moldova ve Pakistan’dan 26 bilim insanı katıldı.
Düzenlenen programın Kastamonu’nun tanıtımına katkı sağlayacağını ifade eden KÜ Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın, “Bu tür talep ettiğimiz programların hepsini TİKA desteklemektedir. Bu programı da desteklemiştir. TİKA’ya ayrıca teşekkür ediyorum. Her türlü güzel faaliyetin içerisinde TİKA da yer almaktadır.” diye konuştu.
Yaz Okulu programının ikincisinin düzenlendiğini belirten TÜBA Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar, “Türk cumhuriyetleri ile komşu ve kardeş ülkelerden katılımcılar var. Beş gün boyunca katılımcılara konunun uzmanı akademi üyelerimiz ve akademi üyesi olmayan bilim insanlarımız tarafından uluslararası hukuk, bilim diplomasisi ve iş birliği konusunda çeşitli dersler verildi. Geçen yıl çok iyi geri dönüşler aldık. Türkiye ile kardeş, dost ve yakın ülkeler arasındaki işbirliğini bilimsel alanda da geliştirme bakımından önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
Kastamonu’nun 2018 Türk Dünyası Kültür Başkenti olduğunu ve buna katkı sağlamak istediklerini belirten Acar, “İmkânlarımız ölçüsünde faaliyetlerimiz devam edecek. İkincisini düzenlediğimiz Uluslararası Hukuk, Diplomasi ve İş Birliği Yaz Okulu TİKA’nın destekleriyle gerçekleştirdiğimiz bir program. Başka alanlarda da büyük ve güzel çalışmalar gerçekleştiren TİKA’mıza verdiği destek için teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Yaz Okulu Programı’nda “Uluslararası hukuk düzeninin temelleri, teknoloji, kalkınma ve çevre alanlarında işbirliği, bilim diplomasisi ve uluslararası bilimsel işbirliği, anlaşmazlıkların dostane çözümü, uluslararası kuruluşlar ve işbirliği, bölgesel sorunlar” gibi konulara ait dersler, TÜBA üyelerinin yanı sıra uzmanlar ve akademisyenler tarafından verildi.