Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından Gine Konakri’de 750 kişilik iftar programı düzenlendi.
TİKA tarafından Gine Konakri’de, TİKA Başkan Yardımcısı Ali Maskan’ın katılımıyla Cite Des Solidarite Yardımlaşma ve Dayanışma Sitesi – Engelliler Merkezinde 750 kişilik iftar programı düzenlendi.
İftar programına Gine Cumhuriyeti tarafından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mariama Sylla ve Gine Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı Genel Sekreteri Aly Jamal Bangoura ile Türkiye Cumhuriyeti Konakri Büyükelçisi Hatice Nur Sağman katıldı.
Engellilerin oluşturduğu sitede kurulan çadırlarda ve dışarıya açılan servis yerlerinde yemekler ikram edildi. Tekerlekli sandalyesi olmayan ve evinden dışarı çıkamayan bölge sakinlerinin evlerine yemek, içecek ve meyve servisi yapıldı.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Çad'ın Bokoro vilayetinde bakımsızlıktan kullanılamaz hale gelen su kuyusunu rehabilite ederek, yeniden hizmete açtı.
TİKA, Çad’ da sağlık, eğitim, mesleki eğitim, tarım, insani yardım ve medya alanlarındaki çalışmalarına yenilerini eklemeye devam ediyor. TİKA Çad'ın Bokoro vilayetinde bakımsızlıktan kullanılamaz hale gelen su kuyusunu rehabilite ederek, yeniden kullanılabilir hale getirdi. Başkent Encemine'ye 235 kilometre uzaklıktaki ve 15.000 insanın yaşadığı Bokoro'da güneş enerjisiyle çalışan su kuyusunun faaliyete geçmesi dolayısıyla düzenlenen programa, Türkiye'nin Encemine Büyükelçisi Erdal Sabri Ergen, Hacar Lamis Valisi Muhammet Bahit Hasan, Boroko Kaymakamı Nasır Vege, Hacar Lamis Sultanı Abdurrahman Abdayya, Maarif Vakfı Koordinatörü Oğuzhan Uğurlu ile Moyto sakinleri katıldı.
Açılışta konuşan T.C. Çad Büyükelçisi Ergen, “TİKA insana doğrudan dokunan, onların birincil problemlerine derman olmaya çalışan bir kurumumuzdur. Bu çerçevede bölgenin en önemli ihtiyacı sudur. Şu mübarek günde bu kuyunun hizmete girmesiyle artık daha rahat hayat sürecekler’’ dedi. Hacar Lamis Valisi ise, Türkiye’ye ve halkına minettar olduklarını, Kuran-ı Kerim'de, “Biz her canlı şeyi sudan yarattık’’ yazdığını ifade etti. "Sizler bize hayatımızı tekrar verdiniz. Size müteşekkiriz” dedi.
TİKA Çad Koordinatörü Sıddık Yıldırım ise bölgede 1976'da hizmete giren su kuyusunun bakımsızlıktan dolayı devre dışı kaldığını belirterek, "Nüfusun çoğalması ve ihtiyacın artması nedeniyle kuyunun yeniden açılması, temizlenmesi ve kapasitesinin arttırılması ihtiyacı doğdu" dedi. Su kuyusunun yeniden açılarak temizlendiğini belirten Yıldırım, "Bölgedeki enerji sıkıntısını da göz önüne alarak kuyunun güneş enerjisiyle çalışması için güneş paneli yerleştirdik" ifadesini kullandı.
Türkiye Belediyeler Birliği (TBB), İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) destekleriyle Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da yaptırılan Uzejir Skaka Sağlık Ocağı, sağlık sigortası olmayan Bosnalılara da hizmet verecek.
TİKA aracılığıyla hayata geçirilen proje kapsamında, ülkede 25 yıldır faaliyet gösteren Bosna İslam Tıp Derneği (BIMA) bünyesinde hizmet verecek sağlık ocağı törenle açıldı.
Saraybosna Büyükşehir Belediye Başkanı Abdullah Skaka'nın babası olan merhum Dr. Uzeir Skaka tarafından kurulan Bosna İslam Tıp Derneği (BİMA), Bosna Hersek genelindeki tıp personelini bir araya getiren kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olma özelliği taşıyor. Sağlık sigortası olmayan kişilere sağlık hizmetlerinin sağlanması, mülteci ve yerinden edilmiş kişilere gıda, giysi, ilaç ve benzer yardımların ulaştırılması, zor ulaşılabilir yerlerde ve maddi durumu iyi olmayan ailelere sağlık hizmetlerinin sağlanması gibi faaliyetler 1998 yılında kurulan BİMA'nın ana amaçları arasında yer alıyor. Bosna Hersek'in dört bir yanında faaliyetleri ve gönüllü çalışmaları olan BİMA'nın halen 398 üye doktor ve tıp personeli bulunuyor. Üyeleri arasında aile hekimleri, uzman doktorları, diş hekimleri, hemşireler, eczacılar, vetirenerler ve tıp öğrencileri yer alıyor.
Şimdiye kadar sahada gönüllü olarak faaliyetleri sürdüren BİMA doktorları, artık kendilerine ait olacak Saraybosna'da yer alan sağlık ocağında da hizmet vermeye başlayacak. TİKA, TBB ve İBB işbirliğinde yaptırılan sağlık ocağı ülkede yeni bir örnek olup dezavantajlı gruplara daha kaliteli ve daha iyi hizmetlerin sağlanması açısından büyük faydası olacak.
TİKA Başkan Yardımcısı Birol Çetin de TİKA'nın 60 ülkede ofisi bulunduğunu belirterek yılda yaklaşık 2.000 proje gerçekleştirdiklerini aktardı. Başkan Yardımcısı Çetin, açılış programında bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, TİKA’nın Bosna’ya yönelik faaliyetlerinin artarak devam edeceği ifadelerinde bulundu.
Sağlık ocağının açılış programına katılan Saraybosna Belediye Başkanı Abdulah Skaka, konuşmasında sağlık alanında bu tarz projelerin Türkiye'de yaygın olduğuna işaret ederek sağlık sigortası olmayanların da faydalanabileceği bir yerin Saraybosna'da bulunmasından memnuniyet duyduğunu söyledi.
Türkiye'nin Saraybosna Büyükelçisi Haldun Koç da Bosna Hersek'te yapılan projelerin çıkış noktasının iki ülke arasındaki özel ilişkiler, tarih ve kardeşlik bağları olduğunu vurguladı.
İBB Meclis Üyesi İsmail Hakkı Turunç da açılan sağlık ocağının Bosna Hersek ve Türkiye arasındaki dostluğun göstergesi olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin ihtiyacı olan tüm ülkelerde projeler hayata geçirdiğini sözlerine ekledi. Dört muayene ve laboratuvarın da donanımı gerçekleştirilen Uzejir Skaka Sağlık Ocağı'nda, BIMA çatısı altında toplanan sağlık çalışanları görev yapacak.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından Moritanya’da 1.100 aileye gıda yardımında bulunuldu.
TİKA, Ramazan ayı münasebetiyle dost ve kardeş ülkelerde yürüttüğü faaliyetlerle ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya devam ediyor.
Türkiye, TİKA aracılığıyla bölgede gerçekleştirdiği gıda yardımı faaliyeti ile Moritanya halkıyla dayanışma içerisinde olmaya devam ediyor. Bu kapsamda TİKA tarafından Moritanya’nın başkenti Nuakşot’ta 9 farklı bölgede ve başkente 150 km mesafede bulunan 3 farklı bölgede zor şartlarda yaşayan 1.100 aileye temel gıda malzemelerinden oluşan gıda paketi yardımda bulunuldu.
Bölgenin ihtiyaçları göz önüne alınarak hazırlanan gıda paketleri ihtiyaç sahibi ailelerin bir aylık temel ihtiyaçlarına yönelik olarak düzenlendi. Gıda yardımı yapılan aileler, dağıtım esnasında Türkiye’ye ve Türk milletine teşekkürlerini dile getirerek yapılan yardımdan duydukları memnuniyeti belirttiler.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve T.C. Vientian Büyükelçiliği işbirliğinde Laos'un başkenti Vientian'da Ramazan programı düzenlendi.
Dünyanın en az gelişmiş ülkeleri arasında yer alan Laos'un başkenti Vientian'da bulunan Camiat Camii'nde yaklaşık 200 aileye iftar verildi ve gıda paketi desteğinde bulunuldu.
T.C. Vientian Büyükelçiliği işbirliğinde düzenlenen ve Büyükelçi Ahmet İdem Akay'ın katıldığı programa TİKA Dogal Daire Başkanı Dr. Rahman Nurdun da katıldı. T.C. Vientian Büyükelçiliği ve TİKA işbirliğinde düzenlenen programa Laos'ta yaşayan Müslümanlar yoğun ilgi gösterdi. Etkinlikten dolayı Türkiye Cumhuriyeti'ne müteşekkir olduklarını ifade eden katılımcılar, Ramazan'ın ruhuna uygun düşen paylaşma duygusunu içten hissettiklerini ifade ettiler.
Laos'ta bulunan Müslüman nüfusun önemli bir kısmını çeşitli vesilelerle göç etmiş Hint, Pakistan ve Bangladeşli Müslümanlardan oluşuyor.
Dünyanın giderek yönetilemez bir sürece itildiği, terörle, iç çatışma ve savaşlarla istikrarsızlıklara sürüklendiği bir dönemde, rahmet ve mağfiret ayı Ramazanı yine dünyanın kanayan yarası Gazze’den şehit haberleriyle karşıladık.
İsrail’in kuruluşunun, yaklaşık 750 bin Filistinlinin ise çok acı bir biçimde vatanlarından sürülüşünün, kendi topraklarında mülteci durumuna düşüşünün yıldönümünde, zulümleriyle barış dikte etmeye çalışanlar yine iş başındaydı.
Kudüs’ün Statüsü
Asırlardır İbrahimi dinlerin tümü için kutsal olan Kudüs’e boş yere özel bir statü verilmemiştir. Dünyanın tüm devletlerinin Kudüs’ü herhangi bir devletin başkenti olarak kabul etmemesi ve hiçbir devletin Büyükelçiliğinin Kudüs’te olmamasının bir gerekçesi vardır. Nitekim, Birleşmiş Milletler’in 1947 tarihli 181 sayılı kararı, Kudüs için BM idaresinde uluslararası bir rejim öngörmekteydi. 1948’de kuruluşuyla birlikte İsrail, önce Batı Kudüs’ü, 1967 yılındaki 6 Gün Savaşı’nda ise Doğu Kudüs’ü işgal etti. BM Güvenlik Konseyi, Ortadoğu’da adil ve sürdürülebilir bir barışın sağlanması için gerekli gördüğü ilkeleri ortaya koyduğu 242 sayılı kararında, İsrail’i 1967 savaşı sırasında işgal ettiği topraklardan geri çekilmeye çağırdıysa da, o tarihten bu yana İsrail Kudüs’ü, parlamentosu ve bakanlıklarına da ev sahipliği yapan fiili başkenti olarak görmektedir. 1980 yılında İsrail, çıkardığı Kudüs Kanunu’yla Kudüs’ün tamamını bölünmez başkent olarak ilan ettiğinde, bu karar da BM Güvenlik Konseyi’nin 478 sayılı kararıyla kınanarak, Kudüs’te diplomatik temsilciliği bulunan ülkelerden temsilciliklerini Tel Aviv’e taşıması istendi. Konseyin daimi üyesi ABD, oylamaya katılmadı, ancak kararı veto da etmedi. O günden itibaren Kudüs’te Büyükelçiliği bulunan Bolivya, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Guatemala, Haiti, Hollanda, Kolombiya, Panama, Şili, Uruguay ve Venezuela diplomatik temsilciliklerini Tel Aviv'e taşımaya başladı. 2006'da El Salvador ve Kosta Rika'nın da elçiliklerini Kudüs'ten Tel Aviv'e geri taşımasıyla şehirde hiçbir büyükelçilik binası kalmadı.
ABD Ne Yapmaya Çalışıyor?
1995 yılında ABD Kongresi, BMGK’nın 478 sayılı kararına aykırı olarak Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan eden ve İsrail nezdindeki büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşımayı öngören Kudüs Büyükelçilik yasasını (Jerusalem Embassy Act of 1995) çıkardı. Yasada Kudüs’te kurulacak olan Büyükelçiliğin 1999 Mayıs’ına kadar kurulması gerektiği yer almakla birlikte, taşınma hususu bugüne kadar tüm başkanlar tarafından meselenin hassasiyeti ve Ortadoğu meselesinde yol açacağı kötü sonuçlar dikkate alınarak mütemadiyen ertelenmekteydi.
6 Aralık 2017 tarihinde, Osmanlı topraklarında Yahudiler için bir ulusal yurt kurulmasını vaat eden Balfour Deklarasyonu’ndan tam 100 yıl sonra ABD’nin 45. Başkanı Donald Trump, Tel Aviv’deki ABD büyükelçiliğini taşıma kararı aldığını açıkladı. Bu açıklama, Ortadoğu barış sürecine ve bölgenin ihtiyaç duyduğu istikrar ortamına vereceği zararlar bakımından tarihi, ve bir o kadar da talihsiz bir açıklamaydı. Bu taşınma, basit bir yer değişikliği değil, işgale uluslararası meşruiyet devşirme çabasının bir parçasıydı.
ABD, bölgede gerginliği artıracağını, çatışmalara sebep olacağını bile bile, uluslararası toplumun bir uzlaşma içerisinde “hayır” dediğine “evet” diyerek, dünyanın gözü önünde uluslararası hukuka açıkça aykırı kararını uygulamaya geçirerek, İsrail nezdindeki Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdı.
Filistinliler için ayrım duvarı neyse, abluka neyse bu karar da aynı mahiyetteydi. Uluslararası kamuoyunun sert tepkisine rağmen geri adım atmayan ABD’nin bu hamlesi, doğal olarak, Filistinlilerce büyük bir öfke ve mağduriyet duygularıyla karşılandı. Neticede, sivil itaatsizlik ve pasif direniş yollarıyla hak ve adalet çağrısında bulunan binlerce sivile karşı yine orantısız güç, zulüm, kan ve gözyaşı ortaya çıktı. Filistinliler, uluslararası kamuoyu ve medyanın gözü önünde İsrail polisi tarafından avlanırcasına şehit edildiler, binlercesi de yaralandı. İsrail’in kuruluşuyla katliama uğrayan, evlerinden ve topraklarından zorla ve hileyle sürülen, kendi topraklarında mülteci, hatta vatansız hale gelen Filistinliler için “büyük felaket” anlamına gelen Nekbe’nin, üzerinden geçen 70 yıla rağmen tüm ağırlığıyla halen sürmekte olduğu bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi.
Ortadoğu’daki Yangına Su Taşıyan Türkiye
İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanı sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın daveti üzerine 18 Mayıs 2018 tarihinde toplanan Kudüs Zirvesi, yaşanan bu akıl dışı ve gayrihukuki uygulamalara bir “dur” demek bakımından oldukça önemliydi. Tüm dünyada yankı bulan zirve, pek çok bölgesel ve uluslararası kuruluşun yapamadığını başardı. Türkiye’nin duyarlılığı ve insani meselelerdeki öncülüğü sayesinde, Kudüs’ün statüsünün akıl ve hukuk dışı keyfi uygulamalarla değiştirilemeyeceği bir kez daha ortaya konmuş oldu.
Türkiye, atılan bu adımların en başta İsrail’in zararına olduğunu, BM kurulduğundan beri çözülememiş olan Filistin meselesinin son bulmasına hizmet etmeyeceğini, aksine sorunu daha da çözümsüz hale getireceğini ve bölgeyi yine yangın yerine çevireceğini her zaman olduğu gibi yine dile getirmişti. Bölgede kalıcı barışın sağlanması, çatışmaların ve krizlerin önlenmesi için en büyük gayreti sarf eden ve fedakârlık gösteren ülke Türkiye’ydi. Maalesef bu çabalar, muhatapları tarafından gereği gibi takdir edilmedi ve barış umutları umarsızca heba edilmeye devam edildi.
Mazlumların acısını dindirmek için Mavi Marmara gemisi gönderildiğinde, masum ve silahsız insanlar öldürüldü. Yaşananların acısı dinmemişken, sırf Filistinlilerin üzerindeki ağır baskının hafifletilmesi için Türkiye, İsrail’e tazminat ve özürle krizi çözme fırsatını sundu. Ancak bu kez de yapılan yardımlar iftiralarla, kara propagandalarla engellenmeye çalışıldı. Bombaların altında savaş mağduru insanlara sıcak yemek ulaştırılırken, “Yemekler ihtiyaç sahiplerine değil teröristlere ulaştırılıyor” şeklinde iftiralar atıldı. Sağlıklı ailelerin kurulduğu, insanların radikalize olmadığı düzenli bir toplum yapısında asayişin, huzur ve barışın tesis edilmesi için çabalayan ve 4000 gencin yuva kurmasını sağlayan TİKA, teröristlere destek olmakla suçlanmaya kalkıldı.
Sağlıklı bir zihinle düşünülürse, Türkiye’nin yardımlarının aslında tansiyonu nasıl düşürdüğü, krizlerin kötü etkilerini nasıl azalttığı görülecektir. Türkiye, tüm bunlara rağmen bölgede huzurun ve barışın yeniden tesisi için motivasyonunu kaybetmeden çalışmaya devam etmiş ve etmektedir. Bu Ramazan ayında da yaraların sarılması için yaralıların evlerine araçla sağlık hizmeti götürülecek, ilaç ve tıbbi malzemeler Gazze’ye ulaştırılacak, Ramazan ayı boyunca her gün 1000 aileye, toplamda yaklaşık 200 bin kişiye sıcak yemek dağıtılacak ve 12 bin ihtiyaç sahibi aileye erzak yardımları yapılacaktır. Yapılan acil insani yardımlarla özellikle Gazze’deki gittikçe kötüleşen insani durumun bir nebze olsun iyileştirilmesi hedeflenecek, uzun vadeye yayılan kalkınma yardımlarıyla ise Filistin halkının refahının artırılmasına katkıda bulunulacaktır.
Türkiye’nin bu çabaları, adalet ve barış üzerine kurulacak iki devletli bir çözümü destekleyerek, aslında bir anlamda, İsrail’in bölgedeki mevcudiyetine yönelik meşruiyet arayışlarına da cevap vermekte ve İsrail halkına da destek olmaktadır. İsrail, ayrım duvarlarıyla, yargısız infazlarla, silah ve bombalarla Filistinlileri yok etmeye çalışarak değil; adaletle, merhametle devlet yöneterek meşruiyet sağlayabileceğini artık görmelidir.
Krizlerin Son Bulması İçin Çırpınan Bir Türkiye
Adalet ve merhamet değerlerini savunmayı tarihi misyonu ve devlet geleneği olarak benimsemiş olan Türkiye, din, dil ve ırk gözetmeksizin her zaman zulmün karşısında, mazlumun yanında yer almıştır. Bunun sayısız örneğini tarihte bulmak mümkündür. 1492 yılında 200 bine yakın Yahudi, İspanya’da gördükleri baskı ve zulümden Osmanlı’ya sığınmış, huzur ve güveni bu topraklarda bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nda Yahudiler, toplumda ve devlette önemli görevlere gelebilmiştir. Benzer örnekleri cumhuriyet tarihinde de görmek mümkündür. Türkiye, Yahudilerin 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi zulmünden korunması için elinden gelen gayreti göstermiştir. Dönemin Marsilya Konsolosu Necdet Kent, Nazi işgali altındaki Fransa’da yaşayan ve Alman toplama kamplarına gönderilmeye çalışılan birçok Yahudi’ye kendi hayatını tehlikeye atarak Türk pasaportu çıkarmış ve onları bu zulümden kurtarmıştır. Yine aynı dönemde Türkiye’nin Rodos Başkonsolosu olarak görev yapan ve Türk Schindler’ı olarak da anılan Selahattin Ülkümen, Almanya ile Türkiye arasında bir kriz çıkmasını da göze alarak, Rodos adasından toplama kamplarına götürülmeye çalışılan Türk Yahudilerini Alman generale teslim etmemiştir. Tarihteki bu örneklere bakıldığında Türkiye’nin bugünkü çabası daha iyi anlaşılacaktır.
Türkiye’nin, kendisini ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü coğrafyada barış ve istikrarı sağlama çabalarının kıymeti bilinmeli ve bu tarihi fırsat iyi değerlendirilmelidir. Bugün bir çatışma ve istikrarsızlık merkezi olarak görülen bölgeyi 400 yıl boyunca adaletle yöneten ve farklı din ve etnisite mensubu unsurların barış ve huzur içerisinde yaşamasını sağlayan Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını taşıyan bir devlet, şüphesiz bölgenin bugün içinde bulunduğu çatışma ve istikrarsızlık sorununun çözümüne de çok önemli katkılar sunacaktır.
Türkiye’nin amacı hiçbir zaman başka ülkeler üzerinde egemenlik kurup onları sömürmek ve kendi bencil menfaatlerini gerçekleştirmek olmamış, bilakis, kendi ulusal sınırları haricindeki insanlar için de dünyanın daha adil ve yaşanılabilir bir yer olmasını sağlamak olmuştur. Dolayısıyla Türkiye 80 milyonu değil, 7 buçuk milyarı ilgilendiren küresel bir hedefin peşinde koşmaktadır. Bu konudaki samimiyetini, yakın zamanda Myanmar ve Bangladeş’te göstermiştir. Arakan’da katliama uğrayan ve yüz binlercesi Bangladeş’e sığınan mazlumlara Türkiye binlerce kilometre öteden kucak açmıştır. Cumhurbaşkanımız, krizin çıktığı ilk andan itibaren yoğun bir diplomasi trafiği ile dünyanın dikkatini yaşanan insani krize çekmeye çalışmış, bölgeye kendi ailesini göndererek yaraları sarmak için ülkemizin yardımlarını ulaştırmıştır. Bangladeş’e sığınarak kamplarda yaşamaya başlayan yüz binlerce mülteciye TİKA’nın sıcak yemek yardımları her gün verilmeye devam etmektedir. Türkiye’nin 5.500 kilometre öteden bu yardımları yapmakla kendi menfaatlerini gerçekleştirmeye çalıştığını kim söyleyebilir? Türkiye’nin gayreti, müesses nizamın kendi çıkarları uğruna dünyayı giderek yönetilemez bir yer haline getirme çabasına bir dur demekten başka bir şey değildir.
Türkiye-İsrail İlişkileri
Türkiye Cumhuriyeti, İsrail’le olan diplomatik ilişkilerini bölge barışına ve istikrarına katkı sağlayacak gayretlerin önemli bir parçası olarak görmektedir. İsrail’in bölge ülkeleriyle yaşadığı savaşlar ve gerilimler düşünüldüğünde, ilişkilerinin sağlıklı sürdürülmesi, İsrail’in bölgede yalnızlaşmasını da önlemektedir.
Filistin’de yaşanan her krizin ardından Türkiye-İsrail ilişkileri gerilmektedir. Türkiye’nin hassasiyeti ve insani tavrı, zaman zaman İsrail hükümetinin hoşuna gitmemekte ve bu durum iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri de etkilemektedir. Gazze’de yaşanan son krizin ardından da büyükelçilerin bir süreliğine ülkelerine dönmesi, diplomatik ilişkilerin seviyesinin düşürülüp düşürülmeyeceği sorularını akla getirmiştir. Büyükelçilerin karşılıklı olarak bir süreliğine çekilmesi doğru bir adım olacaktır; ancak diplomatik ilişkilerin uzun süreli olarak koparılması, dolaylı olarak yaşanan olayların mağduru Filistinlilere de bir yaptırım uygulanması anlamına gelebilir. Mavi Marmara Saldırısı sonrası 6 yıl süren gerginlik, karşılıklı büyükelçilerin atanmasını sağlayan anlaşma sayesinde hafiflemiş; yeniden başlayan diplomatik ilişkiler, her şeye rağmen Türkiye’nin Filistin meselesine katkı sağlamasını ve yardımlarını ihtiyaç sahiplerine ulaştırmasını kolaylaştırmıştır. Nitekim, Kudüs işgal, Gazze abluka, Batı Şeria ise kuşatma altındadır ve Filistin’e erişim yolları, gayri hukuki bir şekilde de olsa İsrail’in kontrolündedir. Bu noktada duygusallıktan uzak durmalı, aklıselim bir şekilde hareket ederek sorunları derinleştirecek adımlardan kaçınılmalıdır. Kurumlarımız da bu noktada koordinasyon içinde hareket etmeli, faaliyetlerini diplomatik misyonlarımız ve sahada aktif bir şekilde faaliyet gösteren TİKA ofisimizle istişare içinde planlamalıdır.
İsrail yönetimi, bugüne kadar hiç yapmamış olsa da, artık uluslararası toplumun sesine kulak vermeli ve Filistinlilere uyguladığı bu zulmü durdurmalıdır. Tarihte en fazla sürgüne uğramış olan milletin temsilcileri, geçmişte yaşadığı acıların aynısını bugün başkalarına yaşatmamalıdır. Diğer taraftan, krizi derinleştiren, insanları tahrik eden ve bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyen bir ülkenin “arabulucu” rolünü üstlenemeyeceği artık görülmelidir. 100 yıldır barışa hasret kalan Kudüs’te geçmişte olduğu gibi değişik inançların mensupları barış ve huzur içinde yaşamalıdır.
Kuşkusuz, insanların özgür ve güvenli bir şekilde hareket edebildiği ve ticaretin canlandığı her beldeye barış gelecektir. TİKA’nın misyonu da, gittiği beldelerde mevcut ekonomik kalkınma altyapısını güçlendirerek barış ve huzur ortamını korumak, bozulan yerlerde ise düzenin tekrar tesisi için çalışmaktan başka bir şey olmamıştır.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Kamerun’da zor şartlar altında yaşayan 1.300 Orta Afrikalı Müslüman mülteci ailesine gıda yardımında bulundu.
Orta Afrika Cumhuriyeti’nde 2014 yılından itibaren yaşanmaya başlayan etnik grup çatışmaları nedeniyle 300.000’den fazla Orta Afrikalı, komşu ülke Kamerun’un Doğu ve Kuzey bölgelerindeki kamplara veya kamp dışında ailelerin yanına yerleştirilmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden (UNHCR) alınan bilgiye göre, 2018 yılı itibariyle geri dönenler dışında, %62’si çocuk 300.000 civarı Orta Afrikalı mülteci Kamerun’da yaşıyor. Birleşmiş Milletlere ait kamplarda yaşayan 75 bin mülteciye ek olarak, 185 bin mülteci ise aileler yanında ya da UNHCR harici kamplarda yaşam alanı buluyor.
Kamerun’un Doğu bölgesi Orta Afrika sınırındaki, Garoua-Boulaï şehri ‘Uni Pour Servir’ isimli kampta; 1300 aile olmak üzere yaklaşık 6.000 Orta Afrikalı mülteci yaşıyor. Ancak mültecilere aylardır temel gıda malzemeleri bile ulaştırılamıyor. Dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumundaki Türkiye, Kamerun’daki ‘Uni Pour Servir’ kampına, 45 ton temel gıda malzemesini TİKA aracılığıyla ulaştırarak, insani yaşam standartlarına yeniden kavuşmalarını sağladı.
TİKA Kamerun Koordinatörü Ahmet Bozbey dağıtım sırasında yaptığı konuşmasında “Biz Türkiye olarak Orta Afrikalı mültecilerin, ev sahibi Kamerun Devleti’nin, Afrika kıtasının ve Dünya genelinde yaşanan mülteci krizinin farkındayız, anlıyoruz ve çözüm için burada olduğumuzu bilmenizi istiyoruz” dedi. Bozbey ayrıca: “4 milyon mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye Cumhuriyeti din, dil, ırk ayrımı yapmadan mağdurlara ulaştırdığı insani yardım ile Dünya birincisi olmanın haklı gururunu yaşamakta, sadece insani yardım değil, TİKA’nın proje ve programları aracılığıyla ülkesel kalkınmalara da katkı sağlamaktadır” ifadelerinde bulundu.
Garoua-Boulaï Kaymakamı Diyen Jam Laurence ise, 2014 yılından bu yana Orta Afrikalı Müslüman nüfusun güvenlik ve kıtlık nedenleriyle özellikle Kamerun’un Doğu Bölgesi’ne geldiğini, Orta Afrika Cumhuriyeti sınırındaki Garoua-Boulaï kentinin de konumu nedeniyle bu göçten oldukça etkilendiğini belirtti. Orta Afrika Cumhuriyeti’nde siyasi durumun daha da kötüleştiğini ve son bir hafta içerisinde binlerce yeni mültecinin Kamerun’a sığındığı ifade etti. Türkiye Cumhuriyeti tarafından 2017 yılı sonunda gerçekleştirilen gıda yardımından bu yana tekrar Türkiye’nin mülteci ailelerin yanında olduğunu belirterek bugün gerçekleştirilen gıda yardımı ile bunu bir kez daha gösterdiğini söyledi. Türkiye’nin Orta Afrikalı mültecileri kendi kaderlerine terk etmeyeceğine dair 2017 yılı Aralık ayında verdiği sözünü tuttuğunu belirten Laurence, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk halkına desteklerinden dolayı teşekkürlerini iletti.
Şili'nin başkenti Santiago ’da bulunan ve ülkede yaşayan Müslüman azınlığın en büyük ibadethanesi olan As-Salam Camii’nde Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından iftar programı düzenlendi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2016 yılında Şili seyahati sırasında ziyaret ettiği ve bölge Müslümanları ile buluştuğu TİKA tarafından yenilenen As-Salam Camii’nde 250 kişilik bir iftar programı düzenlendi.
TİKA'nın desteği ile Türkiye'nin Santiago Büyükelçiliği organizasyonunda gerçekleştirilen programa Büyükelçilik personeli, Santiago Askeri Ataşesi ve TİKA temsilcileri katıldı. İftar öncesi, Büyükelçilik personeli, TİKA heyeti ve Müslüman Cemiyeti Başkanı Kemal Sufan davete katılanlarla sohbet ederek, taleplerini dinledi.
As-Salam Camii, Santiago’da bulunan en büyük Müslüman ibadet merkezi olmanın yanı sıra sahip olduğu sivil toplum kuruluşu niteliği ile bölgede bulunan Müslüman bir araya gelmesi için yardımcı olan bir çatı kuruluş olarak hizmet veriyor.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından Filistin’de ihtiyaç sahiplerine gıda paketi dağıtımı yapıldı ve iftar programları düzenlendi.
TİKA, Filistin’de Ramazan ayı programlarını sürdürüyor. İhtiyaç sahibi pek çok aileye gıda paketi dağıtımı yapılırken iki farklı yerde iftar düzenlendi.
İlk olarak, Kudüs Zekat Komitesi işbirliği ile belirlenen 300 ihtiyaç sahibi Kudüslü aileye Ramazan ayı gıda paketlerinin teslimi gerçekleştirildi. Kudüs Zekat Komitesi merkezinde gerçekleştirilen dağıtım programına TİKA Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı Tolga Keskin, TİKA Filistin Program Koordinatörü Bülent Korkmaz ve Kudüs Zekat Komitesi Başkanı Eşref Selhab katıldı.
TİKA yetkilileri ve beraberindeki heyet ikinci olarak, Evkaf Müdürü İsmail Ebu El Halawe eşliğinde El Halil eski şehir çarşısını ziyaret ederek oldukça zor şartlar altında ticari faaliyetlerini sürdürmeye çalışan El Halil esnafı ile bir araya geldiler. El Halil eski şehir çarşısındaki 1.829 dükkândan 512’si kapatılmış, 1107 dükkan ise işgalin getirdiği ekonomik zorlukları direnemeyerek kapanmak zorunda kalmıştı. Zorlu koşullara rağmen hâlihazırda 210 dükkan ticari faaliyetlerine devam etmeye çalışıyor.
TİKA tarafından restorasyonu tamamlanarak Mayıs ayında açılışı gerçekleştirilen El Halil Hz. İbrahim İmarethanesi’nde programlarına devam eden TİKA, El Halil sakini 3500 ihtiyaç sahibi aileye iftarlık sıcak yemek verdi. Ramazan ayındaki bir günlük sıcak yemek gideri TİKA tarafından karşılandı.
TİKA ayrıca Hz İbrahim İmarethanesinin hemen bitişiğinde yer alan Dostluk Parkı’nda, el Halilli 100 yetim çocuk ve anneleri ile 50 Kur’an-ı Kerim hafızının yanı sıra Filistin Evkaf Bakanlığı yetkilileri ile El Halil şehri ileri gelenlerinin davetli olduğu 250 kişilik iftar yemeği verdi. İftar programına TİKA Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı Tolga Keskin, El Halil Belediye Başkanı Tayseer Abu Sneineh, El Halil Vali Yardımcısı Nedal Al Jabari katıldı.
TİKA’nın Filistin’deki Ramazan ayı faaliyetleri kapsamında mülteci kamplarına dağıtılan toplam 13.500 gıda paketine ek olarak; Kudüs, Gazze ve Batı Şeria’da Filistin Devleti Başkanlık Divanı İnsani Yardımlar Ofisi, Kudüs ve Gazze Zekat Komiteleri ve çeşitli valilikler ve dernekler işbirliği ile toplam 2.350 ihtiyaç sahibi aileye de gıda paketleri ulaştırıldı.
Dünyanın birçok ülkesinde ramazan ayının rahmet ve bereket iklimini insanlarla paylaşan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Arakanlıların yanında yer almaya devam ediyor.
Arakanlı Müslümanların umut kapısı olan ve bölgeye yardımın yanı sıra manevi desteğini de götüren Türkiye, ramazan ayında da ihtiyaç sahiplerinin elinden tutuyor. TİKA, yardımları, erişimin zor olmasına rağmen, Rakhayn eyaletinin 4 ayrı bölgesindeki Rohingya kamp ve köylerine ulaştırdı.
TİKA, ağır sosyal ve ekonomik koşullar altında yaşamaya çalışan ve acil ihtiyacı bulunan aileleri belirleyerek 5.000 adet gıda paketini 22 ayrı kampa ulaştırdı. 25.000 Arakanlı Müslüman Ramazan ayında nohut, yağ, süt şeker, meyve suyu ve geleneksel tatlıdan oluşan gıda paketlerinden yararlandı.
TİKA, ayrıca bir arada iftar yapma geleneğini sürdürerek zor şartlarda yaşayan Arakanlılar için 500 kişilik iftar yemeği verdi. TİKA, Bangladeş’teki kamplarda kalan Arakanlı Müslümanlara yönelik sıcak yemek dağıtımını da Ramazan ayında yeniden düzenleyerek her gün 30 bin kişiye iftarda vermek üzere sıcak yemek ulaştırmaya devam ediyor. Ayrıca, Yangon’da yaşayan Müslümanlara yönelik gıda yardımı ve 700 kişilik bir iftar düzenlenmesi planlanıyor.
Dünyanın birçok ülkesinde ramazan ayının rahmet ve bereket iklimini insanlarla paylaşan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Karadağ’da ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor.
TİKA tarafından Karadağ’ın Biyelo Polye şehrinde gıda yardımı ve iftar programı etkinlikleri düzenlendi. 100 aileye, içerisinde birçok temel gıda ürünü bulunan yardım kolileri dağıtıldı.
Gıda yardımı dağıtımı sonrası, Karadağ İslam Birliği Biyelo Polye Başimamı, yerel yöneticiler, kamu kurum kuruluş temsilcileri ve yerel halktan oluşan 220 davetlinin katılımıyla iftar programı düzenlendi.
TİKA Podgoritsa Program Ofisi Koordinatörü Enver Resuloğulları, konuşmasında, Türkiye’nin dostluk eli olan TİKA’nın, 2017 yılı itibariyle 150’den fazla ülkede 25 binden fazla proje ve faaliyet gerçekleştirdiğini, büyük TİKA ailesinin bir kolu olan Podgoritsa Ofisi’nin kurulduğu 2007 yılından bu yana 306 proje ve faaliyet gerçekleştirdiğini söyledi.
Biyelo Polye İslam Birliği Başimamı Enis Burdzovic ise Türkiye'ye bütün yardımları için teşekkür ederek "Bu yardımlar sayesinde varlığımızı sürdürüyor, çalışıyor ve inşa ediyoruz. TİKA'nın ülkemize katkıları büyük, ülkemizde gerçekleştirilen en önemli projelerin destekçisi her zaman Türk kurumları oldu" dedi. Burdzovic konuşmalarının devamında, Biyelo Polye İslam Birliğine bağlı anaokulların tefrişatı konusunda TİKA'nın desteklerinden dolayı tüm Karadağ İslam Birliği yetkilileri adına teşekkürlerini iletti.
TİKA, Ramazan ayı boyunca Karadağ’da Podgoritsa, Biyelo Polye, Rojaye, Bar ve Plyevlya şehirlerinde 500 aileye gıda yardımı ve 1000 kişilik iftar programı düzenleyecek.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından Yemen’de toplam 15.000 kişiye iftar ve 1000 aileye gıda yardımında bulunuldu.
TİKA tarafından bu yıl Ramazan ayında Yemen’de toplam 15.000 kişiye iftar ve 1000 aileye gıda dağıtımı gerçekleştiriliyor. Şu ana kadar TİKA tarafından Yemen’de 8.700 kişiye iftar programı düzenlenerek, 380 aileye de gıda yardımında bulunuldu.
Yemen’deki Ramazan iftar programları ile günlük en az 500 iftariyelik dağıtımı yapıldı. Ramazanın ilk gününden itibaren iftariyelik ve gıda dağıtımlarında Aden ve Lahiç illerine bağlı olan kırsal kesimlerdeki köyler, civar illerdeki iç göçmen kampları ve şavaş mağdurları kimsesiz aileler ile yetimhaneler tercih edildi. Ayrıca Ramazan ayının son üç gününde 548 aileye et dağıtımı gerçekleştirildi. Özellikle Aden’in mahrum bölgelerinde kalan ihtiyaç sahibi ailelere ve yetimhanelere bayramda sofralarında et olması dileği ile toplamda 548 aileye 2 tonun üzerinde et dağıtımı yapıldı.